Allah'ın rahmeti üzerinize olsun! Bu ilk ziyaretiniz mi?
Kayıt ol
Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 1234 SonuncuSonuncu
Toplam 58 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 15 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    helix
    Misafir

    Exclamation Gadir-i Hum ve Gerçekler(Kafirler güruhundan iftira)

    GADİR HUM HADİSESİ VE ÇELİŞKİLER

    Caferilere göre Peygamberimiz Veda Haccı dönüşünde, Gadir Hum denilen mevkiiye geldiğinde Hz. Ali’yi kendisinden sonra halife olarak tayin etmiştir. Şia İnançları isimli kitapta bununla ilgili olarak şöyle denilir:
    “Bunu (Peygamberimiz Hz. Ali’yi yerine halife tayin ettiğini) bir çok yerde bildirmişlerdir; o cümleden olarak Gadir günü, ‘Bilin ki ben kimin mevlası (efendisi) isem, bu Ali, onun mevlasıdır. Allah’ım onu seveni sev, düşmanına düşman ol; ona yardım edene yardım et, onu horlmayanı hor –hakiyr eyle; nereye yönelirse halkı onunla beraber kıl’ buyurarak müminlere emir olduklarını bildirdiklerine, onu hilafetlerine tayin buyurduklarına, halktan onun için biat aldıklarına inanmaktayız”[1]
    Caferilere göre, Peygamberimize Mekke ile Medine arasında, Cuhfe yakınlarında bir yer olan Gadir Hum mevkiinde nazil olan “Ey Peygamber! Sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, Onun elçiliğini yerine getirmemiş olursun”[2] ayette geçen “Sana indirilen” ifadesinden maksat, Hz. Ali’yi yerine halife tayin etmesi olduğunu iddia ederler. Resulullah şayet bunu yapmasaydı, Cenab-ı Hakkın emrine karşı gelmiş ve peygamberlik vazifesini yapmamış olacaktı. Bu emir içindir ki, bu ayet vahyedildikten sonra ayağa kalktı ve “Ben kimin velisi isem Ali de onun velisidir” buyurarak Hz. Ali’yi Allah’ın emriyle halife tayin etti.[3]
    Caferi Mezhebi ve Esasları isimli eserde de Peygamberimizin Gadir Hum’da Hz. Ali’yi halife tayin ettiğiyle ilgili olarak şöyle denir:
    “Allah kullarına nasib olmayan bilgisiyle nasıl peygamberi, onların arasında seçmişse, nasıl ona itaati farz etmişse, peygamberine de Hz. Ali’nin ra. İmametini ümmetine bildirmesini, kendisinden sonra onun imam olduğunu tebliğ buyurmasını emretmiştir. İnsanlar, bugüne kadar nasıl iman ve yakinde bir değillerse, o gün de bir olmadıklarından Hz. Peygamber sav. bu işi ümmete ağır geleceğini, amcasının oğlunu ve damadını sevdiğinden bu işi yaptığını sanacağını düşünmüş, bunun üzerine Allah sübhanehü veTeala ‘Ey Peygamber, bildir sana Rabbinden indirilen emri ve eğer bunu yapmazsan onun elçiliğini yapmamış olursun’ diye vahyetmiş. Hz. Peygamber de sav. bu emir üzerine son haccı olduğu için eda Haccı denen hacdan dönerken Gadir Hum’da ashaba bir hutbe okuyup ‘Ben müminlere nefislerinden daha evla değimliyim?’ diye sormuş, onlar ‘Evet’ diye tasdik edincede, ‘Ben kimin mevlası, yani efendisi, veliyyül emri, isem bu Ali de onun efendisi, veliyyül emri, imamıdır’ diye Allah’ın emrini tebliğ buyurmuştur.”[4]
    Der Rah-ı Hak ise Gadir hadisi ile ilgili olarak şöyle der:
    “Gadir hadisi, kendisinde ve dışında olan alametleriyle öyle göz doldurucudur ki, her insaflı birinin dikkatini kendine çekiyor ve müminlerin emiri Hz. Ali’nin İslam Peygamberinin ilk halifesi olduğunun kolayca anlaşılması sağlıyor”[5]
    Peygamberimiz Allah’ın emrine uyarak hz. Ali’yi halife tayin edince onu ilk tebrik ve biat eden Hz. Ömer olmuştur. Biattan sonra da Hz. Ömer, Mübarek olsun, mübarek olsun ey Ali, Sabahı benim ve bütün müminlerin efendisi olarak açtın” demiştir.[6]
    Humeyni de öyle tahmin ediyoruz ki, Hz. Ömer’in bu sözüne tarizde bulunarak şöyle der:
    “Peygamberimiz Emirül Mümininin velayet ve hükümetini insanlara bildirdiğinde zahirde ‘Mübarek olsun, mübarek olsun’ sesleri ile karşılaştı. Fakat muhalefetler de hemen orada başladı, sonuna kadar da sürdü.”[7]
    Şiilerin kendilerine göre yorumladıkları Gadir Hum hadisesinin aslı şudur: Peygamberimiz Veda haccından bir müddet önce Hz. Ali’yi Yemen’e vazifeli olarak göndermişti. Hz.. Ali Veda haccında Peygamberimizle buluşacaktı. Yolda gelirken Hz. Ali ile kafilede bulunanlar arasında bir huzursuzluk oldu. Hz. Ali haklıydı. Fakat bunlar onu Peygamberimize şikayet ettiler. Peygamberimiz onlara “Ey insanlar, Ali’yi şikayet etmeyiniz. Vallahi o Allah yolunda şikayet edilmez”dedi.[8] Hac dönüşü Gadir Hum mevkiine geldiklerinde de mola verdi. Orada bir müddet istirahat edip öğle namazını kıldıktan sonra, Sahabilere hitaben şöyle bir konuşma yaptı:
    “Ey insalar! Haberiniz olsun ki, ben de ancak bir insanım, Çok sürmez Yüce Rabbimin elçisi bana gelecek, ben de onun davetine icabet edeceğim. Ben size kıymeti ve mesuliyeti ağır iki emanet bırakıyorum. Birincisi Yüce Allah’ın Kitabıdır ki, onun içinde hidayet ve nur vardır. Cenab-ı Hakkın kitabına sım sıkı sarılınız. İkincisi de Ehli Beytimdir. Ehli Beytime muamele hususunda size Allah’ı hatırlatırım.[9]



    Efendimiz bu konuşmadan sonra, oradakilere “Sizin veliniz kimdir?” diye sordu.
    “Bizim velimiz Allah ve Resulüdür” cevabını verdiler
    Peygamberimizi, “Ey insanlar! Benim müminlere öz nefislerinden daha sevgili olduğumu biliyormusunuz, değil mi?” buyurdu.
    “Evet” dediler Peygamberimiz sualini tekrarladı, yine aynı cevabı aldı. Bunun üzerine Resulullah Hz. Ali’nin elinden tuttu ve şöyle buyurdu:
    “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım ona dost olana dost, düşman olana da düşman ol. Ona yardım edene yardım et”[10]
    Bu sözler Hz. Ali’nin halifeliğe tayin edildiğine kesinlikle delalet etmez. Her şeyden önce Hz. Ali’nin Nechul Belaga ve diğer kaynaklarda ki sözleri böyle bir iddianın doğru olmadığını kesinlikle ortaya koymaktadır.
    Diğer taraftan, Peygamberimizin ifadelerinde geçen “Mevla” sözünün on beşe yakın manası vardır.[11] Bundan hilafet manasını çıkarmak doğru değildir. Peygamberimizin Gadir Hum’da sözünü ettiği “velayet” Şiilerin kastettiği halifelik manasında değil, “dost, efendi” manasındadır” Eğer Peygamberimiz burada Hz. Ali’yi halife tayin edecek ıskaydı, bunu yirmiye yakın manası olan bir kelime ile değil de, hiçbir şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıkça bildirirdi.
    Bakillani de bu hadiste geçen Mevla kelimesi ile ilgili olarak şöyle der:
    “Mevla kelimesinin çok manası vardır. Yarımcı manasına gelir, amcaoğlu manasına gelir, sevilen ve seven anlamına gelir, mekan ve karar anlamına gelir. Vela hakkına sahip köle azad eden kişi anlamına gelir, komşu anlamınagelir, damat anlamına gelir, antlaşmalı anlamına gelir, Mevla sözü bütün bu anlamları ifade edebilir, bu kelimden Mevla itaat edilmesi farz imam anlaşılmaz”
    Bakillani daha sonra bu kelimeden şu mananın anlaşılabileceğini söyler:
    “Her kim beni seviyor, ben gizlim ve açığımla onun velisi isem, Ali de onu mevlasıdır, yani, gizlisi ve açığıyla ınu da bağlı olması ve sevmesi vaciptir. Tıpkı aynı şekilde benim de sevilmemin ve bana bağlılığın bu şekilde vacip oluşu gibi”[12]
    Hz. Ali’nin torunu Hasan el-Müsenna da bu hususta şöyle der:
    “Resulullah sav. ‘Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır’ sözüyle emirlik ve hilafeti kastetmiş olsaydı, namaz, orauç, zekat ve hacla ilgili hükümleri açıkça belirttiği gibi bunu belirtir ve ‘Ey insalar, bu benden sonra sizin halifenizdir’ derdi. Şüphesiz Resulullah sav. Müslümanların en fasih ve en açık konuşanıdır.”[13]
    İmam Nevevi de kendisine sorulan, “Ben kimin mevlası isem Ali’de onun mevlasıdır” ifadesinin onun hilafete Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’dan daha layık olduğuna delalet eder mi?” şeklinde bir suale, “Hayır, etmez” cevabını vermiştir.[14]
    Diğer yandan, eğer Peygamberimiz “Mevla” ifadesini hilafet manasında kullansaydı, ilk halifenin seçiminde hemen hepsi Veda Haccında hazır bulunan ve Peygamberimizin Gadir Hum’da ki hitabını dinleyen sahabiler, öyle uzun uzadıya seçim münazarası yapmaz, tartışmaya dahi lüzum görmeden Hz. Ali’ye biat ederlerdi.
    Diğer taraftan, Maide suresinin 67. ayetindeki ”Sana indirileni tebliğ et etmezsen” ifadesi Hz. Ali’nin hilafete tayini kesinlikle değildir. Çünkü bahsi geçen ayet Gaidr Hum hadisesinden çok önceleri, peygamberliğin ilk yıllarında nazil olmuştur. Şiilerin kastettikleri mana ile de hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bu ayetin nazil olduğunu bizzat Peygamberimiz şöyle bildirmiştir:
    “Cenab-ı Hak bana peygamberlik vazifesi verdiğinde çok sıkıldım. İnsanların beni yalanladıklarını görüyordum. Hristiyanlar ve Yahudiler beni ciddiye almıyorlardı. Bu ayet nazil oldu, bunun üzerine bendeki korku geçti.”[15]
    Bu ayetin nuzül sebebiyle ilgili olarak daha bir çok hadise zikredilir. Fahreddin Razi bu sebeplerden 10’unu tefsirinde zikretmiştir:

  2. #2
    helix
    Misafir
    1) Bu âyet, Yahudilerle ilgili olarak yukarıda (daha önce) geçmiş olan, recm (zina cezası) ve kısas hâdisesi hakkında nazil olmuştur.
    2) Bu âyet, Yahudilerin dini ayıplamaları, din ile istihza etmeleri ve Hz. Peygamber (s.a.s)'in onlara karşı sükût etmesi üzerine nazil olmuştur:
    3) Tahyîr (iki şeyden birini seçme hususunda serbest bırakma) âyeti, yani "Ey Peygamber, zevcelerine de ki: "Eğer siz dünya hayatim ve onun zinetini arzu ediyorsanız, gelin size boşanma bedellerini vereyim ve sizin hepinizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allah'ı peygamberini ve âhiret yurdunu diliyorsanız, ..." (Ahzâb, 26-29) âyeti nazil olduğu zaman, Hz. Peygamber (s.a.s), hanımlarının dünyayı seçmelerinden korkarak bu âyeti onlara bildirmedi. Bunun üzerine, bu âyet nazil oldu.
    4) Bu âyet, Zeyd İbn Harise (r.a) ile Zeynep binti Cahş (r.a)'.in işi (durumu) hakkında nazil olmuştur. Hz. Âişe (r.anha): "Kim Hz. Peygamber (s.a.s)'in, vahiyden (Kur'ân'dan) birşey gizlediğini iddia ederse, Allah'a büyük bir iftira etmiş olur. Çünkü Allah Teâlâ, "Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et" buyuruyor. Eğer Resûlullah, vahiyden birşeyi gizleyecek olsaydı, "Allah'ın açığa çıkaracağı şeyi, içinde saklıyordun..." âyetini gizlerdi" demiştir.
    5) Bu âyet, cihad hakkında nazil olmuştur. Çünkü münafıklar cihaddan hoşlanmıyorlar ve Hz. Peygamber (s.a.s), onları zaman zaman cihada teşvik etmiyordu.
    6) Cenâb-ı Hakk'ın, "Allah'dan başkasına ibâdet edenlere sövmeyiniz. Sonra onlar da haddi aşarak, bilmeksizin Allah'a söverler" âyeti nazil olduğu zaman, Hz. Peygamber (s.a.s), müşriklerin ilahlarını ayıplamaktan vazgeçer. Bunun üzerine bu âyet nazil olur ve Allah, "...Tebliğet..."yani, "Onların ilahlarının ayıplarını söylemeye devam et ve bunları onlardan gizleme. Çünkü Allah seni onlardan mutlaka korur" demiştir.
    7) Bu âyet, müslümanların hakları hususunda nâzil olmuştur. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s), Veda haccında, çeşitli hükümleri ve haccın menâsikini beyân ederken, "Tebliğ ettim mi?" demiş Müslümanlar da, "Evet (tebliğ ettin)" demişlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s) de, "Allah'ım şâhit ol!" demişti.
    8) Rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s), bir yolculuğunda bir ağacın altına konakladı ve kılıcını ağaca astı. Derken o uyurken, bir bedevi geldi ve Hz. Peygamberin (asılı) kılıcını alıp, kınından çıkardı ve: "Ey Muhammed, seni elimden kim kurtaracak?" dedi. Hz. Peygamber, "Allah" dedi. Bunun üzerine bedevî Arabın eli titredi, elinden kılıç düştü ve başını ağaca çarptı, öyle ki beyni dışarı fırladı. İşte bunun üzerine, Allah Teâlâ bu âyeti indirip, O'nu insanlardan koruduğunu beyân buyurdu.
    9) Hz. Peygamber (s.a.s), Kureyşlilerden, Yahûdilerden ve Hıristiyanlardan çekiniyordu. İşte bundan ötürü, Allah bu âyet ile, O'nun kalbindeki korkuyu giderdi.
    10) Âyet, Hz. Alî (k.v)'nin fazileti hakkında nazil olmuştur. Bu nazil olduğu zaman, Hz. Peygamber (s.a.s), Hz. Ali (r.a)'nin elini tuttu ve "Ben, kimin dostu isem, Ali de onun dostudur. Allah'ım ona dost olana sen de dost ol ona düşman olana, sen de düşman ol’ buyurdu.
    Bil ki bu rivayetler çok iseler de, evlâ olan bu âyeti "Allah'ın, Hz. Muhammed (s.a.s)'i Yahûdî ve Hıristiyanları hile ve tuzaklarından emin kılıp, onlara hiç aldırmadan tebliğini yapmasını emrettiği" mânasına hamletmektir. Çünkü bu âyetten önceki birçok âyet, ve yine bundan sonraki birçok âyet Yahudî ve Hıristiyanlarla ilgili olduğuna göre, aradaki bu tek âyeti, öncesine ve sonrasına uygun düşmeyen bir mânaya hamletmek imkânsız olur.[16]
    Zaten ayetin muhtevasına baktığımızda, bunun Gadir Hum’da nazil olmadığını hemen anlamak mümkündür. Ayetin meali şöyledir:
    “Ey Peygamber! Sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, onun elçiliğini yerine getirmemiş olursun, Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allah kafirler güruhunu maksatlarına ulaştıramaz”
    Bu ayette geçen ve bir önceki cümle ile kesin olarak irtibatlı bulunan “Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allah kafirler güruhunu maksatlarına ulaştıramaz” kısmı, ayetin Gadir Hum’da değil, İslamiyet’in ilk yıllarında nazil olduğunu açıkça göstermektedir. Çünkü ayette “kafirler güruhunun maksatlarına ulaşamayacağı” gibi çok ağır bir itham vardır. Oysa Veda Haccı dönüşünde, Gadir’de konaklanması esasında Peygamberimizin yanında binlerce Sahabi vardır. Kuran’ın onları “Kafirler güruhu” olarak vasıflandıracağı düşünülemeyeceğine göre, bu ayet ifade ettiğimiz gibi, İslamiyet’in ilk yıllarında, kafirler hakkında nazil olmuştur.
    Diğer taraftan, yine ayette geçen “Allah seni insanlardan korur” ifadesi de bu ayetin iddia edildiği gibi Gadir Humda nazil olmadığını gösteren ap açık bir delildir. Çünkü Sahabiler Allah’ın Peygamberimizi kendilerinde koruyacağı kimseler değildir. Tam aksine, yüce Allah Sevgili Habibini Sahabiler vasıtasıyla diğer insanlardan korumuştur. Dolayısıyla yirmi üç yıllık sıkıntılı bir hayattan sonra İslamiyet’in tamamlandığı, ayette açıklandığı gibi kemale erdiği bir zamanda, vazifesini yapmak hususunda hiçbir şeyden korkmayan bir Peygamberin üstelik akrabaları da yanında olduğu halde kendi Ashabından korktuğunu iddia etmek cesarette eşi benzeri olmayan Resulullaha büyük bir hakarettir. O Resulullah ki Hz. Ali gibi küçük bir çocuktan başka maddeten hiçbir koruyucusu olmadığı halde Ebu Cehil, Ebu Lehep, Ümeyye bin Halef ve daha birçoklarından korkmayarak Allah’ın dinini açıktan açığa tebliğ edecek, bu uğurda Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te ve daha pek çok yerde azılı müşrikleri karşısına alacak, elinde kılıç onlarla cihat edecek, din kemale erdikten sonra en yakın arkadaşlarından hele hele Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’den korkarak Hz. Ali’nin kendisinden sonra halife olacağını açıklamaktan korkacak?!


    O Resul ki, birkaç gün öce Arafat’ta, Mekke’de Ashabına Hitaben Yaptığı konuşmalarda “Tebliğ ettim mi?” diye soracak, onlar “Evet” deyince “Allah’ım şahit ol” diye vazifesini layıkıyla yaptığına Allah’ı şahit tutacak, sonra da Ebu Bekir’den, Ömer’den, en yakın arkadaşlarından korkarak Allah’ın en son emrini tebliğ etmekten çekinecek.
    O Resül ki, putperestlik dem ve damarlarına işleyen müşriklere hiç korkmadan ve çekinmeden “Putları terk edin, bir olan Allah’a iman edin” namaz kılın, oruç tutun, içki içmeyin, kumar oynamayın, zina yapmayın, faiz yemeyin diyecek; Hz. Ali’nin halife olacağı ve bunu ümmetine açıklaması vahiy edildiğinde korkacak, Allah da ona korkmamasını emredecek?
    O Allah ki, son Resulü ile tebliğ ettiği en mükemmel dini olan İslamiyet’i Resulünü tebliğ vazifesini açıklayamayacak kadar –haşa- korkutan Ebu Bekir ve Ömer’in eline bırakacak?
    Haşa ve kella, Allah böyle abes iş yapmaktan uzak olduğu gibi, Peygamberimizde Allah’ın en son emrini tebliğ etmekten korkan biri olmaktan uzaktır. Hiç kimsenin o Yüce Peygamberi korkaklıkla itham etmeye, canlarını yolunda siper eden ve pek çok yerde Kuran’ın övgüsüne mahzar olan Sahabileri Peygamberimizin hele hele Allah’tan aldığı emirleri tebliğ etmekten korkutacak kimseler olduğunu söylemeye kimsenin hakkı yoktur.
    Eve, Peygamberimiz Gadir Hum’da Hz. Ali’yi yerine halife tayin etmemiştir. Orada Ehli Beytini ümmete emanet olarak bırakmış ve onlardan Ehli Beyti sevmelerini, bilhassa Hz. Ali ile çekişmemelerini istemiştir. Bunu da akrabalarını kayırma düşüncesi ile değil, Allah’ın bildirmesiyle, başta Hz. Ali, Hz. Hasan Hz. Hüseyin olmak üzere, Ehli Beytin İslamiyete çok mühim hizmetler yapacağını bildiği; Zeynelabidin, Muhammed Bakır, Caferi Sadık gibi nurani silsileyi gördüğü için yapmıştır.
    Hz. Ömer’in tebriği de onun halifeliğini değil, Peygamberimizin övgüsüne mahzar olmasıdır. Ki böyle bir iltifat elbette ki tebriğe şayandır. Ona “Elini Uzat” dedi ise bu biat için değil tebrik içindir.
    Zaten Şia tarafında Allah’ın Hz. Ali’yi halife tayin ettiği hususunda em kuvvetli delil olarak gösterilen bu ayet, kendilerini de tatmin etmemiş olacak ki, Kuran’ın tahrif edildiğini, Kurandan Hz. Ali’nin hilafeti ve fazileti ile ilgili ayet ve surelerin çıkarıldığını iddia etmek mecburiyetinde kalmışlarıdır.
    Madem bu ayet Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ali’nin halife tayin edildiğini gösteren en kuvvetli delil ise Kuran’ı tahrif ettikleri, Hz. Ali’nin hilafeti ile ilgili bütün ayet ve sureleri çıkardıkları iddia edilen Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer acaba bu ayeti niçin bıraktılar?
    Bir diğer husus, Şianın hilafetle ilgili iddialarından birisi de kırtas meselesidir. Peygamberimiz vefat hastalığında kalem kağıt istemiş, fakat isteği yerine getirilmemiş. İddiaya göre şayet isteği yerine getirilseymiş, Hz. Ali’nin kendisinden sonra halife olacağını yazacakmış. Bu da onların kendilerine göre kuvvetli delillerinden biri. Şayet yukarıdaki ayetle Allah Hz. Ali’nin hilafetini açıkladı ise, Peygamberimiz de Gadir Hum’da buun ümmetine açıkladığına göre ayrıca bunu yazmaya ihtiyaç kalırmıydı? Demek yukarıdaki ayetin Hz. Ali’nin halife tayin edilmesi ile hiçbir ilgisi yoktur.
    Burada bir hususa dikkat çekelim:
    Caferilerin kaleme aldıkları kitaplarda “Ben kimin mevlasıysam” hadisinin pek çok Ehli Sünnet kaynaklarında da yer aldığı, senedinde en ufak bir şüphe olmadığı yazılarak zihinler bulandırılmak istenmektedir. Bu hadisin Ehli Sünnet kaynaklarında yer aldığı doğrudur. Zaten biz de b kaynaklardan bazılarını zikrettik. Ancak bu kitapların hiç birinde “Bu ifadeleriyle Peygamberimiz Hz. Ali’yi kendisinden sonra halife tayin etti” şeklinde, Hz. Ali’nin hilafetine delil olarak zikredilmemiştir. Tarihi bir hadise olarak sadece hadis zikredilmektedir. Şia kaynaklarında ise bu hadis yorumu ile birlikte yer almaktadır.

  3. #3
    helix
    Misafir
    Şia’nın Kuranda ve Tevrat’ta övülen Sahabiler hakkında münafıklar diye bahsetmesi gerçekten büyük bir iftiradır. Hayatlarını Allah ve Resulü yolunda feda etmekten çekinmeyen. Hz. Ali’nin de içinde bulunduğu bu kahraman insanlar nasıl bir anda münafık, Hz. Ali’ye düşman, dünya malı ile meşgul ve ihtilalci oluveriyorlar. Bu tesbitimize “Sadece bir kısmı” diye itiraz edemezler. Zira halife seçimi esnasında Hz. Ali de dahil hiçbir Sahabe Gadir hadisesini nazara vermedi. “Ne yapıyorsunuz? Peygamberimiz Gadir Hum da Allah’ın emriyle Hz. Ali’yi halife tayin etmedi mi?” dememiştir. Bunların hepsi korkak mıydı? Bu korkak insanlar nasıl oldu da o azgın müşrikleri dize getirdiler? Bu korkak insanlar nasıl oldu da birkaç sene gibi kısa bir zaman içerisinde İran’ı, Suriye’yi fethettiler? Evet, bu insanlar kesinlikle korkak değil, aksine son derece cesurdu. Fakat ortada Hz. Ali’nin Allah tarafından halife tayin edildiğine dair bir nass yoktu. Suskunluğun sebebi buydu. Bunun dışında hiçbir söz, kuru laftan, iftiradan öteye geçmez.


    [1] Şia İnançları s.58
    [2] Maide 67
    [3] Kuleyni, el-Kafi, c.1 s.289, Biharül Envar, c.21 s380, Şeyh Müfid, el-İrşad, 93,94
    [4] Caferi Mezhebi Esasları, s46,47
    [5] Ehl Sünnet Mektebine Göre İslam’da Usulüd Din, s. 203
    [6] Kafi, c.1 s.295
    [7] Humeyni, İslam Fıkhında Devler, s. 167
    [8] İbn Hişam, Sire, 4;274, Halebi, İnsanül Uyun, 3:340
    [9] Müsned, 4:367
    [10] İbni Mace, Mukaddime: 15; Tirmizi, Menakıb, 20, Müsned, 4:368
    [11] Nevevi, Tehzibül Esma vel Lugat, c. 2 s.196
    [12] Vehbe ez-Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, c.8 s.405
    [13] İbni sad, Tabakat, c. 5 s. 320;
    [14] İnsanül Uyun, c.3 s.340
    [15] Müsned, c.1 s.309
    [16] Fahreddin Razi, Tefsirül Kebir, c.9 s.155-158

    Ebu-Derdâ (r.a)'den rivayet edildiğine göre Hz. Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyuruyor:
    "Her bir kişi ki, Allah'ın dininin ahkâmından dolayı bir kimse cezaya uğramış, ona hadd-i şer'i terettüb etmiş, şeriatin emrettiği ceza verilecek. Bunun engellenmesi için, Allah'ın hükmünden doğan cezanın yapılması önüne şefaatini koyarsa; bu işten kendisini geri çekinceye kadar Cenâb-ı Hakk'ın kızgınlığına, gazabına maruz olur. (Kızgınlığında olur, kahrı, gazabı içerisinde olur.)" [Taberânî]

  4. #4
    _BEYZA_
    Misafir
    Arkadaşım inanki yazını okuyana kadar hem güldüm hemde kan beynime sıçradı diyecek kadar da kızdım baştan sona karalama baştan sona iftira ve yalanlamadan insanları aldatmaktan başka birşey yapmamışsın

    şimdi senin bu yazını okuyanlar şiaların Allah Resulune korkak dediğini Hz.Aliyi Rasulden öne geçirdiğini sahabelere sövdüğünü düşünecek

    ve sen insanlara empoze ettiğin bu yalnış aktarımlardan dolayı büyük bir vebal altına gireceksin

    eğer ben müslümanım diyorsan sana tavsiyem bi araştır kardeşim araştırya

    Vahdetten bahsediyorsun bide acaba müslümanlara iftira atarak mı vahdeti sağlayacağını düşünüyorsun

    Sizin gibiler değil mi müslümanların azlı düşmanı olan kafirlere maşalık yapanlar sizin bu açtığınız çatlaklıklar sonucu doğmuyor mu müslümanlar arasındaki tefrika

    Hiç mi düşünmüyorsun

    Bu kadar da olmaz ki sorduğun bütün sorulara cevap aldığın halde mesajlarımızı okuma zahmetine bile girmedin okumadan anşlamadan eleştirdin olaylara objektif bakmayı hiç mi hiç denemedin

    Sana ne yazasam boş etkisi olmayacak biliyorum

    Bak ders al diye örnek osun diye bu linki tıkla öğrenme araştırma soruşturma uslub nasıl olur anla ee anla artık gerçekten yoruldum sana açıklama yapmaktan

    Ne diyeyim Rabbim hidayet etsin


    http://www.velayet.com/index.php?topic=9211.0

    Bu arada karalama yaptığın konularla ilgili bilgilerin sitenin içerisinde bula bilrisin tabi bulmak ister isen

    vesslm..

  5. #5
    helix
    Misafir
    SEnle konuşmuyorum..Ben böyle inanıyorum..

  6. #6
    helix
    Misafir
    İnanmamakta hürsün kardeşim.Kaynaklarıımı belirttim ben hepsi sağlam allahın izniyle
    sende başka inandığın gibi bir konu aç

  7. #7
    _BEYZA_
    Misafir
    la havla vela kuvveta illa billahil aliyyul azim allahu ekber ya sabr

  8. #8
    _BEYZA_
    Misafir
    İMAM ALİ (a.s)'İN VELAYETİNİ VE PEYGAM­BERİN HALİFESİ OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİLLER

    1-İnzar ayetinin nüzulü şifasında söylenilen "Dar" hadisi:

    Bisetin 3. yılında Peygamber (s.a.a) efendimiz İnzar ayetinin(en yakınlarını uyar Şuara/214) emri gereğince akrabalarına İslam dinini kabul etmeleri ve din uğrunda beraber çalışmaları için bir teklifi götürmekle görevlendirildi. Bu münasebetle, akrabaları­nın ileri gelenlerinden oluşan bir toplantı düzenlediler. İlk celese de konunun açıklanması için uygun bir ortam o-luşmadı. Bir sonra ki oturumda hazret konuşmasına baş­layarak bir giriş yaptı ve ardından şöyle buyurdular; " Bu din üzere, aranızda bana kardeş, vezir ve halife olmak isteyeniniz yok mu?"Bu cümleyi yüksek sesle 3 defa tekrarladılar. Fakat her defasında Ali (a.s)'den başkası bu soruya olumlu bir cevap vermedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular; "Şüphesiz sizin ara­nızda kardeşim, vekil ve halifeni budur”
    Bknz:Taberi tarihi, c/2, s/62, Tarihi Kamil. İbni Kesir, c/2, s/4, el-Müracaat 20-22. mektuplar.

    2- Menzilet hadisi:Resullullah (s.a.a) son gazvelerine çıktıklarında İmam Ali (a.s)'i münafıkların fitnesini önle­sin diye Medine'de kendi yerlerine vekil bıraktılar. Ken­
    dileriyle beraber gazveye gidemediğinden ötürü İmamın üzgün olduğunu gözleyen Hz. peygamber (s.a.a) imama hitaben şöyle buyurdular: " Sen bana Harun'un Mu­sa'ya olduğu gibisin. Ancak benden sonra Peygamber olmayacaktır."
    Bknz:Sireyi ibni Hişam, c/2, s/520, el İsabe "Ali"yi açıklaması Sevaik, 9. bab, s/121, El- Müracaat, 28-31. mektuplar

    3- Gadiri hum hadisi:Resulullah (s.a.a)hicretin 10. yılında veda haccından döndükleri bir sırada yapmış ol­dukları konuşmanın hemen akabinde şöyle buyurmuşlar­dır: " Ben kimin mevlası isem Ali de onun Mevlalısıdır." (özellikle Ali (a.s)'in ismini, üzerine basarak söylemiş ve mübarek elleriyle de onu göstermişlerdir ki. bu konuda herhangi bir şüphe yaşanmasın.)
    Bknz:Gadir, c/l. Bu hadisi 110 sahabeden ve Ehl-i sünnet'in sahih kitaplarından nakletmiştir. Bu olay hakkında hiç kimse, hatta iki şah­sın dahi ihtilaf etmediğini söylemiştir

    4- Velayet ayeti: " Sizin veliniz ancak Allah, Resulü ve iman edip namaz kılarken rüku halinde zekat veren müminlerdir." (Maide/55)
    Ayette rüku halindeyken zekat veren (sadaka olarak yüzük) müminlerden kastın Ali (a.s)'nin olduğu bilin­mektedir. Çünkü: Tarihçilerinde itiraf ettiği gibi veliniz, rüku halinde zekat vereniniz diye adlandırılan ibareler, Ali (a.s) velayetini ve Hz. Peygamber (s.a.a) den sonra onun halifesi olduğunu kanıtlar niteliktedir.Zaten ayetin zahiride oldukça açıktır.
    Bknz:el Mizan, Numune, Durrul mensur, ve Taberi tefsirlerindeki bu ayetin açıklanmasına müracaat edilebilir. el-Müracaat kitabında 39-43. mektuplar

    5- Varis ve vasiyet hadisi:Peygamber (s.a.a) buyur­dular ki; "Her nebinin varis ve vasisi vardır. Benim va­ris ve vasim Ali İbn-i Ebu Talip 'tir. "
    Bknz:İbn-i Esakir tarihi c/3, s/42. 205. menakıb Harezmi

    6- Tebliğ ayeti:"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et..." (Maide/ 67)

    7- Seele Sailun ayeti:"İsteyen biri, olacak bir azabı istedi. Kâfirlerden onu engelleyecek olan yoktur." (Mearic/1-2)

  9. #9
    _BEYZA_
    Misafir
    8- İlim Şehri Hadisi:"Ben ilimden bir şehirim Ali ise onun kapısıdır. Öyleyse şehre kapısından giriniz.”
    Bknz:Müstedrek-i Hakim, c/3, s/126.


    9- Allah Resul (s.a.a)ü buyurdular ki; "Nefsim elinde olan Allah 'a yemin ederim ki; bu ve şiası kıyamet gü­nünde kurtulmuş olacaklardır”
    Bknz: Durrul mensur c/6, s/589

    10-"İman edip yararlı işler yapanlar ise bütün insanların en hayırlılarıdır." (Beyyine/7)
    Bu ayete ilişkin olarak yapılan tefsir ve yorumların ri­vayet edilmiş olanları.
    11- İmam Ali (a.s) Ehlibeyt'tendir. Ve Ahzab süresi­nin 33. ayeti bu aileyi temiz ve başkalanna karşı üstün kılmıştır. "... Ey Ehlibeyt! Şüphesiz Allah sizden her türlü pisliği giderip, sizleri tertemiz kılmak ister."
    12- Sakaleyn hadisi:Zeyd bin Erkam Peygamber (s.a.a) den şöyle rivayet ediyor: "Haberiniz olsun ki, ben sizin aranızda iki ağır emanet bıraktım. Biri Allah­'ın kitabı diğeri üretim olan Ehl-ibeyt'imdir."Ehl-i beyt'ten kasıt hanımlarınız mıdır? diye sorduk. O ceva­ben şöyle dedi: "Hayır! Allah'a yemin ederim ki; kadın, bir ömür boyu kocasıyla yaşarsa dahi talak ve boşanma suretinde baba ocağına dönmeye mahkûmdur. Kişinin Ehlibeyt'i onun aslı ve ailesidir. (çocuklarıdır). Onlar öyle bir ailedir ki sadaka, üzerlerine haram kılınmış­tır."
    Bknz:Sahihi Müslim, c/7, s/123.

    13- Mübahele ayeti: "Deki; gelin, çocuklarımızı… nefislerimizi.." (Ali İmran/ 61)
    14- Ali, Fatıma ve Hüseyin'e işaretle: "Allah'ım şahit ol ki benim Ehl-i beyt'im bunlardır”.
    Bknz:Sahihi Müslim, c/5, s/268




    Fırka ve Mezhepler ArasındaSORUNLAR VE ÇÖZÜMLER Kitabından alıntıdır

    detaylı bilgi için http://www.islamkutuphanesi.com/turk...boti/index.htm tıklayınız

  10. #10
    _BEYZA_
    Misafir
    Alıntı helix Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    SEnle konuşmuyorum..Ben böyle inanıyorum..

    İnaç ayrıdır doğruya inanmak gerek heleki müslüman daha çok sorumludur bu konuda araştırıp öğrenme zorunluluğu vardır

    ama sen yok ben ancak kendi bildiklerimle amel edr ve yalnış dahi olsak inandıklarını sorgulamaktan beri durup körü körüne yapışmayı tercih ederim diyorsan bu senin nasılda düğümlenmiş bir görüşe sahip olduğunu gösterir
    Müslüman böyle olmamalı

  11. #11
    Üsteğmen
    Üyelik tarihi
    22.Eylül.2009
    Mesajlar
    264
    Teşekkür
    0
    0 Mesajına 0 Teşekkür

    Exclamation Gadir hum olayı


    Gadir-i Hum İmamı Hz. Ali'dir

    Resulullah (s.a.a), hacı kafilesi ile veda haccından dönerken, Gadir-i Hum denen yere vardığında halka hitaben şöyle buyurdular:
    (Men kuntu Mevlâh, fehâze Aliyyun Mevlâh. Allâhummâ vâli men vâlâh, ve âdi men âdâh, vensur men nasarah, vehzul men hazeleh)

    Meali: "Ben kimin Mevlası
    ysam, Ali de onun Mevlasıdır; ALLAH'ım, ona dost olanın dostu ve ona düşman olanın düşmanı ol,(9) ona yardım edene yardım et ve onu (yardımını esirgeyerek) yalnız bırakanı yalnız bırak."

    Kaynak:

    1) İbn-i Asakir eş-Şafii'nin "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.13, Hadis No: 508, 513, 514, 515, 523, 544' Beyrut 1. Bas.
    2) el-Heysemi'nin "Mecma'üz-Zevaid" c.9, s.105
    3) eş-Şehrestani'nin "el-Milel ven-Nihel" c.1, s.163
    4) İbn-i Ebil Hadit'in "Şerh-u Nehc'ül-Belağa" c.1, s.209, 289, 1.Bas.Mı
    sır
    5) el-Belazuri'nin "Ensab'ul-Eşraf" c.2, s.112
    6) ez-Zerendi el-Hanefi'nin "Nazmu Dürer'us-Simtayn" s.112
    7) Menakıb-ı Harezmi el-Hanefi s.80, 94, 130
    8) el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ul-Mevedde" s.249
    9) el-Müttaki el-Hindi'nin "Muntahab'ul-Kenzl" c.5, s.32 ve "Kenz'ul-Ummal" c.6, s.403 1. Bas.
    10) el-Haskani'nin "Şevahid'üt-Tenzil" c.1, s.157, Hadis No: 211
    11) el-Künci eş-Şafii'nin "Kifayet'üt-Talib" s.63, Haydariye bas.
    12) İbn-i Sabban eş-Şafii'nin "İs'af'ür-Rağibin" s.151 (Nur'ul-Absar hamişinde bas.)


    KAYNAK 2

    Müsned, 4:367
    İbni Mace, Mukaddime: 15; Tirmizi, Menakıb, 20, Müsned, 4:368
    Nevevi, Tehzibül Esma vel Lugat, c. 2 s.196
    Vehbe ez-Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, c.8 s.405
    İbni sad, Tabakat, c. 5 s. 320;
    İnsanül Uyun, c.3 s.340
    Müsned, c.1 s.309
    Fahreddin Razi, Tefsirül Kebir, c.9 s.155-158

  12. #12
    Üsteğmen
    Üyelik tarihi
    22.Eylül.2009
    Mesajlar
    264
    Teşekkür
    0
    0 Mesajına 0 Teşekkür

    Exclamation Gadiri rivayet edenler

    GADİR’DEN, GADİRİ RİVAYET EDENLER

    Al-gadir kitabında gadir-i hum olayı,110 sahabe,84 tabii ve 360 âlim, üstat ve hafızdan nakledilmiştir. Biz her birinden birkaç isim ve rivayetlerinin geçtiği birkaç kitap nakletmekle yetineceğiz.

    SAHABELERDEN:

    1:Hz.Fatıma (s.a)

    İbn-i ukde Hadisu-l vilaye kitabında ve Mansur razi al-gadir kitabında iki cihan kadınlarının efendisinden bu hadisi nakletmişlerdir.

    2:Hz. Ali bin ebi talip (a.s)

    3:Hz. Hasan (a.s)

    İbn-i ukde Hadisu-l vilaye kitabında ve cuabi, nuheb kitabında İmam Hasan’ı gadir-i hum’un ravilerinden saymıştır.

    4:Hz. Hüseyin (a.s)

    İbn-i ukde Hadisu-l vilaye kitabında ve cuabi, nuheb kitabında İmam Hasan’ı gadir-i hum’un ravilerinden saymıştır.

    5:Ebu hureyre

    78 yaşında hicretin 57,58 veya 59.yılında ölmüştür. Hatib-i bağdadi tarihinin 8.cildi 190.sayfasında iki vasıtayla gadir-i hum olayını ondan nakletmiştir.

    6:Ebu Bekir bin kuhafe


    Hicretin 13.yılında ölmüştür. Şemsu-din cezri, esnal-metalib 3.sayfada onu gadir-i hum’un ravilerinden zikretmiştir.

    7:Usame bin zeyd bin harise

    Hicretten 54 yıl sonra 54 yaşında öldü. Onun hadisi Hadisu-l vilaye ve Nuheb-ul menagıb kitabında zikredilmiştir.

    8:Esma binti umeys

    Gadir-i Hum hadisini, İbni ukde Hadisu-l vilaye kitabında ondan nakletmiştir.

    9:Ummü seleme (Peygamber’in hanımı)

    Onun hadisini Ahmet bin fazl bin Muhammet, Kesir mekki Şafii ile beraber Vesiletu-l mal kitabında ibni ukde vasıtasıyla nakletmiştir.

    10:Ebu Hamza Enes bin malik ensari hazraci

    Peygamberin hizmetçisi, hicretin 93’ünde vefat etti. Hatip bağdadi tarihinin 7.cilt,277.sayfasında ondan rivayet etmiştir.

    11:Cabir bin Abdullah ensari

    Hicretin 73,74 veya 78 yılında,93 yaşında medinede vefat etti. İbni ukde Hadisu-l vilaye kitabında ondan bu hadisi rivayet etmiştir.

    12:Ebu zer cundeb bin cunade el-ğaffari

    Onun hadisini ibni ukde Hadisu-l vilaye ve cuabi nuhebu-l menakıbında zikretmiştir.

    13: HZ. Ayşe (Ebu Bekir’in kızı)

    İbni ukde Hadisu-l vilaye kitabında bu hadisi ondan nakletmiştir.

    14: 2. halife Ömer bin hattap

    Hatip Harezmî maktelinde ve ibni kesir şami bidaye ve nihaye kitabının 7.cilt,349.sayfasında gadir hadisini ondan nakletmişlerdir.

    TABİİNDEN:

    1:Ebu Raşit Hubrani (Adı Hızır veya Numan’dır.)

    İbni hacer El-tegrib kitabında doğru ve hadisine güvenilir ravilerden olarak ziktermiş ve hadisini 103.sayfada getirmiştir.

    2:Ebu seleme (Adı Abdullah veya İsmail’dir)

    3:Ebu Süleyman müezzin

    Tabiinin büyüklerinden ve hadisleri âlimler tarafından kabul edilen bir şahsiyettir.

    4:Ziyad bin ebi ziyad

    Hafız heysemi mecmeu-zevaidde ve ibni hacer takrib kitabında onu doğru ve hadisine güvenilir birisi olarak tanıtmıştırlar.

    5:Ebu sadık selim bin geysi hilali

    Şia ve Sünni nazarında hadislerine güvenilen bir ravidir.

    14.ASRIN ÂLİM VE ÜSTATLARINDAN:

    1:Şeyh Muhammet abd bin Hüseyin Hayrullah mısri

    1323 yılında vefat etmiştir. Mısırın tanınmış ve ilmi derecesi yüksek âlim ve müftülerindendir.

    2:Seyit abdu-l Hamit bin seyit Mahmut alusi bağdadi-şafii-

    1232’de doğmuş ve 1324’de vefat etmiştir. Irak’ın başkenti olan Bağdat’ın tanınmış âlimlerinden olan bu şahsın Nesru-leali kitabı yayınlanmıştır. Gadir hadisini bu kitabın 166.sayfasında zikretmiş ve Hz. Ali’nin faziletlerinden olduğunu açıklamıştır. Ayrıca bu hadisin kesinlikle vahiy kaynaklı olduğunu söylemiş ve 172.sayfasında gadir hadisine değinmiştir.

    3oktor Ahmet Ferit Rufai Dipnot yazdığı Mucemu-l udeba adlı kitabın 14.cilt,48.sayfasında Ali (a.s) ‘ın iki beytini gadir-i hum hakkında zikretmiştir.

    4:Üstat Hüseyin âli ezemi bağdadi

    Bağdat’ta hukuk fakültesinin müdürü olan bu şahıs gadir şairlerinden biridir. Kendisi şahsen gadir hakkında yazmış olduğu kitabı Al-gadir’in yazarına haber vermiştir.

    5:Üstat abdu-l fettah-abdu-l maksut mısri

    Dört ciltlik İmam Ali kitabının yazarı olan bu şahıs, kitaba yazdığı methiye ve övgüde gadir hadisine de işaret etmiştir.(6)


  13. #13
    helix
    Misafir
    Size kolay gelsin.
    Dediğiniz gibi olmadığını herkes biliyor.

    1 2 3 tıppp.

  14. #14
    Yüzbaşı
    Üyelik tarihi
    09.Ekim.2009
    Mesajlar
    585
    Teşekkür
    0
    0 Mesajına 0 Teşekkür
    Alıntı _BEYZA_ Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    " Ben kimin mevlası isem Ali de onun Mevlalısıdır."

    beyza ve kerbela44 malum sitelerden almış olduğunuz sözde kaynaklar eşiliğinde burda, bir savaş hali içinde olduğunuzun sanırım farkındasınız. müslüman olmayanları islam, a davet desem bu çabanıza hayır değil. hz ali sevgisi desem oda değil, sizler bu cahil aksanınız ve halleriniz ile ancak kişileri hz aliden uzaklaştırırsınız. bir başlık dikkatimi çekdi demin. siz ehli sünnet müslümanları! ayıpdır beyza , müslümanları kendi hedefine koyan bir aksan ile böylesi tutumlar içinde pervasızca savrulman marift değil.ben itkadı bozuk diye şiaya eleştiri getirenlerin karşısında bend olan bir nefer olarak sizden tiksinmeye başladım. ben tiksinmişsem eğer! biraz düşünmelisiniz biz ne yapıyoruz diye 3 haftadır böylesi mezhebini dinselleştirmiş cahiller guruhu olarak orta yerdesiniz. ve bu tavrınız akidenin özüne zarar vermekdedir. gelenekselci takılan zümre sizin bu cahilliğinizle bu anlamız hallerinizle sizin indinizde şiaya nasıl bakıyorlar bilmem farkındamısınız?


    velhasıl kelam
    kötü örnek oluyorsunuz sizler artık ipin ucunu kaçırdığınızın farkına varıp, kendinize az çekidüzen vermelisiniz. bu halinizle sadece çirkinlik saçıyorsunuz.

  15. #15
    Üsteğmen
    Üyelik tarihi
    22.Eylül.2009
    Mesajlar
    264
    Teşekkür
    0
    0 Mesajına 0 Teşekkür

    Exclamation Kitaplarda gadir-i hum olayı

    KİTAPLARDA GADİR-İ HUM OLAYI

    Şialar kelam, tefsir, hadis, fıkıh, rical ve tarih kitap ve kaynaklarında geniş bir şekilde Gadir vakıasına yer vermiş, Ehl-i Sünnet de kendi kaynaklarında bu vakıadan önemle bahsetmiştir.

    Biz bu bölümde, Gadir hadisine kaynak teşkil edecek Ehl-i Sünnet kitaplarından bazılarını zikredeceğiz.

    el Gadirin 1. cildinde, aşağıda zikredeceğimiz Ehl-i Sünnet kitapları, Gadir hadisinin kaynakları olarak nitelendirilmiştir.[1]

    1- el Asar-ul Bakıye, (Ebu Reyhan Muhammed b. Ahmed el Biruni, ö. h. 430 veya 440 veyahut 450) müslümanların Gadir gününü bayram olarak bildiklerini zikretmiştir.

    2- el İbane (Hafız Ebu Abdullah b. Batta el Hanbeli ö. h. 387) Tehnie hadisini Berae b. Azib'den nakletmiştir.

    3- el Ebhas-ul Museddede. (Ziyauddin Salih b. Mehdi el Mukbili ö. h. 1108) Gadir hadisini mütevatir ve kesin bir hadis olarak zikretmiştir.

    4- İbtal-ul Batıl (Ebu'l Hayr Fadlullah b. Rüzbehan eş Şirazi 9. yüzyılın. alimlerinden) Gadir hadisini Sahih bir hadis olarak zikretmiştir.

    5- Ahbar-ud Duvel ve Asar-ul Uvel (İbn-i Senan el Kirmani ö. h. 1019) Gadir hadisini zikretmiştir.[2]

    6- el Erbain-it Tival (İbn-i Asakir, ö. h. 571) Gadir hadisini zikretmiştir.[3]

    7- İzalet-ul Hulefa (Abdulaziz Ebu Veliyyullah Ahmed b. Abdurrahim-i Ömer'i ed Dehlevi -ö. h. 1176) Gadir hadisini iki yolla Zeyd b. Erkam'dan nakletmiştir.

    8- Esbab-un Nüzul (Ebu Hasan-i Vahidi en Nişaburi ö. h. 468) Tebliğ ayetinin, Gadir günü, İmam Ali (a.s) hakkında nazil olduğunu vurguluyor.

    9- el İstiâb (Hafız Yusuf b. Abdulbirr ö. h. 463) Gadir hadsini bir kaç yolla nakletmiştir, İmam Ali (a.s)'ın Şura[4] günündeki yaptığı bazı konuşmalarını yazmış, Gadir hadisini sabit ve kesin bir hadis olarak bilmiştir.[5]

    10- Usd-ul Gabe (Hafız Ebu Hasan b. Esir el Cizeri ö. h. 630) Gadir hadisini bir çok senetlerle rivayet etmiş ve İmam Ali (a.s)'ın Rahbe ve Rukbandaki konuşmalarını yazmıştır.[6]

    11- İs'af-ul Rağibin (Ebu İrfan Muhammed b. Ali es Sebban eş-Şafii ö. h. 1206) Gadir hadisinin 30 sahabeden naklolunduğunu ve hadisin birçok senetlerinin sahih ve Hasen olduğunu söyleyip onu nakletmiştir.[7]

    12- Esne'l Metalib fi Menakıb-i Ali b. Ebu Talib. (Ebu'l Hayr Şemsuddin Muhammed, İbn-i Cizeri eş Şafii ile meşhurdur. ö. h. 833)
    Gadir hadisini 80 yolla naklederek mütevatirliğini kanıtlamış ve Hz. Fatıma (s.a)'ın bu konudaki delilini nakledip, İmam Ali (a.s)'ın Rahbedeki konuşmasını zikrederek bu hadisin bir çok yoldan mütevatir bir şekilde Peygamber (s.a) ve İmam Ali (a.s)'dan naklolduğunu ispat etmiş ve hadisi kabul etmeyenin mutaassıp ve cahil olduğunu vurgulamıştır.

    13- Esne'l Metalib fi Ahadis-i Muhtelifet-il Meratib. (Şeyh Muhammed el-Hut, El Beyruti, eş-Şafii, ö. h. 1276) Gadir hadisini zikretmiş ve birçok Sunen ve gayr-i Sunen sahiplerinin onu sahip bildiklerini söylemiştir.

    14- el İsabe Fi Temyiz-is Sahabe (Hafız İbn-i Hacer el Askalani ö. h. 852) Emir-ul Muminin Ali (a.s)'ın Rahbedeki konuşmasını ve Rukban hadisini ve Gadir hadisini bir çok yoldan rivayet etmiştir.[8]

    15- Usul-ul İyman (Mevlevi Muhammed Salim el Buhari ed Dehlevi 3. Yüzyılın alimlerindendir.) Gadir hadisini Berae b. Azib ve Zeyb b. Erkam'dan nakletmiştir.

    16- el Emali (Ebu Abdullah el-Hüseyin b. İsmail el Mehamili, ö. h. 330) Gadir hadisini ve Gadirde tebliğ ayetinin nazil olduğunu ve Rahbedeki konuşmaları sahih senedleriyle beraber nakletmiştir.

    17- el İmame ve's Siyase (Ebu Muhammed b. Kuteybe ed Dineveri ö. h. 276) Berdin delilini zikretmiştir.[9]

    18- el Eğani (Ebu Ferec Ali b. Hüseyn el İsfehani ö. h. 356, 357) Ömer b. Abdulaziz'in delilini zikretmiştir.[10]

    19- el İktifa Fi Fazl-il Erbeat-ul Hulefa (İbrahim b. Abdullah-i Vessabi el Yemeni 7. veya 8. yüzyılın. alimlerindendir) Gadir hadisini birçok yolla rivayet etmiş ve İmam Ali (a.s)'ın Rahbedeki konuşmasını Cemeldeki delilini ve Seele sailun ayetinin Gadirle ilgili olarak nazil olduğunu yazmıştır.

    20- Elif ba (İbn-i Şeyh ile meşhur olan Ebu Haccac Yusuf b. Muhammed el Belvi ö. h. 605) Gadir hadisini ve İmam Ali (a.s)'a ait olan bazı şiirleri nakletmiştir.

    21- Ensab ul Eşraf (Hafız Ahmed b. Yahya el Belazuri ö. h. 279) Emir-ul Müminin Ali (a.s)'ın Gadir hadisiyle delil gösterdiğini zikretmiştir.[11]

    22- el Bidaye ve-n Nihaye (Hafız İbn-i Kesir ed Dimaşki Ö. K. 114) Gadir hadisini bir çok yolla nakletmiş, Rahbe, Tehnie ve. hadislerini zikretmiştir.[12]

    23- Bedi-ul Meani (Kadı Necmuddin Muhammed b. Abdullah el Ezrai ö. h. 876) Tehnie ve Gadir hadisini nakletmiş ve onun sahih olduğunu vurgulamıştır.[13]

    24- el Beyan ve-t Ta'rif (İbn-i Hamza-i Harrani ile tanınan Kemaluddin İbrahim b. Muhammed ö. h. 1120) Gadir hadisini ve onun mütevatir olduğunu nakletmiştir.[14]

    25- Tarih-i Al-i Muhammed (s.a) (Kadı Muhammed Behlül Behcet efendi eş Şafii ö. h. 14. yüzyılın.) bir kaç yoldan Gadir hadisini rivayet etmiştir.[15]

    26- Tarih-i Buhari (Hafız Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail-i Buhari ö. h. 256) Gadir hadisini nakletmiştir.[16]

    27- Tarih-i Bağdad (Hafız Ebu Bekir Hatib el Bağdadi ö. h. 463) Gadir hadisini, Rahbe konuşmasını, Savm-ul Gadir hadisini ve İkmal ayetinin Gadir'de nazil olduğunu sahih sened ve güvenilir ravilerle zikretmiştir.[17]

    28- Tarih-ul Hulefa (Hafız Celaluddin Abdurrahman es Suyuti ö. h. 911) Gadir hadisini ve Rahbedeki konuşmayı bir çok yolla nakletmiştir.[18]

    29- Tarih-i Dimaşk (Hafız İbn-i Asakir ö. h. 571) bu konuda bir çok hadis yazmış, Emir-ül Müminin Hz. Ali (a.s)'ın Cemeldeki[19] konuşmasını, Tebliğ ve İkmal ayetlerinin Gadir Hum'da Ali b. Ebu Talib (a.s)[20] hakkında nazil olduğunu söylemiştir.[21]

    30- Tarih-i Mısr (İbn-i Zuvlak Hasen b. İbrahim el Mısri ö. h. 387) Makrizi'nin naklettiği gibi Gadir hadisini nakletmiştir.[22]

    31- Tuhfet-ul Eşraf bi-Marifet-il Etraf (Hafız Ebu'l Haccac-i Mizzi Yusuf b. Abdurrahmanyüzyılınö. h. 742) Gadir hadisini Tirmizi, Nesai ve İbn-i Mace'den nakletmiştir.

    devam..


 

Benzer Konular

  1. Gadir-i Hum Biat'ı
    Konu Sahibi Aleviyyun Forum İslam ve Sosyal Meseleler
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 29.Aralık.2010, 10:58
  2. Gadir-i Hum Bayramı
    Konu Sahibi Aleviyyun Forum İslam Dünyası
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 22.Aralık.2010, 13:37
  3. Gadir suresi
    Konu Sahibi nefsiterbiye Forum Ayeti Kerimeler
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 28.Eylül.2010, 21:16
  4. Korksun Kafirler!
    Konu Sahibi el-makdisi Forum Video
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 01.Eylül.2010, 20:38
  5. Illa iftira atacaklar...
    Konu Sahibi HUSEYIN SASMAZ Forum İslam Dünyası
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 30.Kasım.2009, 15:06

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •