Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
Toplam 19 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: 1 - İslamda tarikat varmıdır?

  1. #1
    hamimnun
    Misafir

    1 - İslamda tarikat varmıdır?

    1 - İslamda tarikat varmıdır?
    Cevap:
    Tasavvuf, bütün müslümanların mecbûrî öğrenmesi gereken bir ilim dalıdır. Çünkü tasavvuf, nefsi terbiye konusunu işler. Nefs-i emmâre dediğimiz nefsi terbiye etmenin yollarını gösterir.
    (Kad efleha men zekkâhâ. Ve kad hâbe men dessâhâ.) ''Nefsini terbiye terbiye eden kimse kurtulmuş, onu fenâlıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.'' diye, ahlâkı güzelleştirmek Kur'an-ı Kerim'de emrediliyor; bunun için şart...
    Ondan sonra, bir yolda giden insanların birisine bey'at etmesi, imam seçmesi lâzım gelir. Camide namaz kılan insanların, bir tanesini imam yapıp da arkasında ona uymaları gibi... O bakımdan şart...
    Sonra:


    (El'ulemâü veresetül enbiyâ') ''Alim-i muhakkikler, peygamberlerin varisleridir.'' Onlar halkın irşâdıyla meşgul oluyorlar. Peygamber Efendimiz'e bey'at gerekli olduğu gibi, zamanındaki bey'at edilmesi gereken kimseyi de bulup, bey'at etmek herkese gerekiyor.

    Daha başka şeyler de sayılabilir. O bakımdan bu ilmi mutlaka herkes öğrenmeli, herkes bu yola girip, nefsini terbiye edip, güzel huylu olup, insan-ı kâmil olup, salih bir kimse olup, Allah'ın rızasının yolunca yürümeli!..

    “ Artık bu asırda tasavvuf olmaz, o eskidendi gibi sözler” kâfirliğe kadar gider. Neden kâfirliğe gider?.. Çünkü tasavvufta nefis terbiyesi var; Kur'an-ı Kerim'den... Zikir var; Kur'an-ı Kerim'den... Ahlâkı güzelleştirmek var; Kur'an-ı Kerim'den... Yunus Emre'nin mutasavvıf olması dindarlığından... Yâni, o zaman dindarlık var da şimdi dindarlık yok mu?.. O zaman Allah'ın emrine, Kur'an'a uymak var da şu devirde yok mu?.. Şu devirde daha fazla muhtacız.

    Bu edepsizlikler, bu şuursuzluklar, bu terbiyesizlikler ondan oluyor. Hattâ müslümanlar camileri dolduruyor gibi görünüyor; tam müslüman olmamaları tasavvuf eksikliğinden... Eksik olan o malzeme... Tasavvuf olmadığından edepsiz... Tasavvuf olmadığından küstah... Tasavvuf olmadığından böyle...

    Onun için, tasavvuf sadece bizim ümmetimiz zamanında da değil, tâ Hazret-i Adem zamanından beri ilm-i ahvâlil kulûbdür; yâni, gönlün ahvalinin ilmidir. ''Allah insanların şekline, şemâiline, dışına bakmıyor; kalbine nazar ediyor.'' diye hadis-i şerif var... Nazargâh-ı ilâhî olan kalbi ıslah etme ve tanzim etme ilmidir. O bakımdan, farzlardan önce farzdır. Biz bunu dergilerimizde açıkladık.
    Tasavvuf olmadan olmaz. Yunus Emre de, Mevlânâ da, Sahabe-i Kiram da, tabiin de, tebe-i tabiin de, bu asrın insanı da, bundan sonraki kıyamete kadar insanlar da buna muhtaçtır.


    Bu iş zahirle bitmez, ille iç terbiyesi de olacak!.. İç terbiyesi de tasavvuf demek olduğuna göre, ilm-i tasavvuf olduğuna göre, bu farzdır. Bunun bu şekilde olduğunu bildiği halde inkâr eden, kâfir olur.
    Ama çok cahil, bilmeden, yanlış bir kanaatten dolayı tasavvuf yok sanıyorsa, o zaman cahilliğinden dolayı cezayı yer ama, belki kâfir olmaz. Ama bile bile, yok böyle bir şey derse kâfir olur.


    Biz bunu kendimiz söylemeyelim de dedik, kim fıkıhta yüksek bilgi sahibi, kim müftü, kim âlim, onlara sordurttuk. Tasavvuf erbabı olarak tanınmış değil de, fakih olarak, fıkıh alimi olarak tanınmış kimselere sordurttuk. Seneler önce dergilerimizde dergilerimizde neşrettik. Bu sayıda da --İslâm Mecmuası'nda-- yine gitmişler, sormuşlar; ki, bu hususta bizim dışımızdaki insanların, fakihlerin bilgisi alınsın diye...

    Suudî Arabistan'da Mısır'ın çok büyük bir alimi var... Onun talebesi olan kardeşlerimiz, ''Hocalarımızın içinde en çok beğendiğimiz odur.'' diyorlar. Ebüs Sünne diye tanınıyor, herkes itibar ediyor. Profesör, Hanefî fıkhını çok iyi bilen bir kimse... Gittik ona sorduk, onun da röportajı var İslâm Mecmuası'nın bu sayısında... Tasavvufu hepsi kabul ediyor.
    Tasavvuf yok diyen çok cahil bir adam, hattâ çok tehlikeli bir durumda, belki küfre düşmüş durumda...
    Bizim göbeğimiz oraya buraya bağlı değil ki; Kur'an ne demişse, Allah neyi emretmişse onu söylüyoruz. Bak burda biz bir tasavvufî cemaatiz, bir tekke mensubuyuz, hadis kitabı okuyoruz. Hadis kitabını okurken de yeri geldikçe, ''Bak, büyüklerimiz ne kadar doğru söylemişler, işin aslı buymuş, şuymuş...'' diye hadis-i şeriflerinden, ayet-i kerimelerden delilleri gösteriyoruz. Bir delil yeterken, bir parmak izi bir mahkûmu idama götürürken, biz binlerce delil getiriyoruz. Ama halâ tasavvuf yok da yok diye hop hop zıplıyor. Güneş balçıkla sıvanmaz ki...

    Böyle insanlara belki cevap da vermemek lâzım! Çünkü muhatap alınacak kadar bile bir bilgi sahibi değil...
    İbn-i Teymiye'yi ileri sürerler. İbn-i Teymiye'de Tasavvuf diye kitaplar bile neşredildi. İbn-i Teymiye tasavvufu reddetmiyor ki... Bazı bid'at ehli insanların yaptığı şeylerin sünnete uygun tasavvufa uymadığını söylemiş kitaplarında...
    İşin aslını böylece bilmek lâzım!..


  2. #2
    hamimnun
    Misafir
    İSLAM DERGİSİ BAŞMAKALELERİ
    Tasavvufun Aslı
    Aralık 1983

    Mahmud Esad COŞAN


    Tasavvuf, ahlâk ilmidir; nefsi terbiye ilmidir; Allahu Teâlâ’yı dosdoğru bilip (ki buna mârifetullah denir), O’na rızasına uygun, hâlisâne kulluk etme ilmidir. Binâenaleyh ilimlerin en şereflisi ve İslâm’ın özü, hakikatidir. Zaten de bu sebepten sevilmiş, saygı görmüş, yayılmış ve günümüze kadar dipdiri gelmiştir.


    Bugün içte ve dışta birçok tasavvuf muhibbi, derviş ve sufi görüyor, çeşit çeşit tarikat ve meşrepler tanıyoruz. Avrupa ve Amerika’da da tasavvufa karşı büyük ilgi duyuluyor. Müslüman olan bazı Garplıların, bir tarikate bağlanmayı da ihmal etmediğini, hatta ismine “Sûfî” lakabını eklediğini ve bununla iftihar eylediğini duyuyoruz.


    Acaba bu kadar çeşidi görülen tasavvufun en doğrusu hangisidir; aslı, kökü, esası nedir?

    Sık sık sorulan ve cidden merak edilen bu hususu açıklığa kavuşturmak için ana kaynağına başvurmalıyız. Doğru cevabı, İslâm’ın özünün unutulduğu, dinî ve mânevî konulardaki cehaletin yaygınlaştığı, istismarcı ve sahtekârların çoğaldığı, bilen bilmeyen herkesin ileri geri konuştuğu, buhranlarla dolu çağımızdan değil; İslâmî ilimlerin zirvede olduğu, “taklit”in değil, “tahkik”in hâkim bulunduğu, “batıl”ın sinip silindiği, “hakikat” güneşinin pırıl pırıl parladığı ilk devirlerden çıkarmaya çalışmalıyız. Bu konuda, gerçek mutasavvıfları, mânevî hayatın liderleri olan yüksek şahsiyetleri, evliyâullahı, büyük mürşidleri, herkesin saydığı, dinî ilimleri hakkıyla bilen ciddi alimleri delil getirmeliyiz.


    Biz bu yazımızda, işte böyle yüksek şahsiyetlerden biri olan Ebû’l-Kâsım İbrahim en-Nasrâbâdî’nin, bu mevzu üzerindeki görüşlerini okuyucularımıza arz etmek istiyoruz.


    Mezkûr Ebû’l-Kâsım İbrahim en-Nasrâbâdî tasavvuf sahasının meşhur ve mâruf simalarından biri olup, 367 (977-978) senesinde Mekke-i Mükerreme’de mücavir iken vefat eylemişti. Aslında Horasan’ın Nîşâbur şehrinde doğmuş ve yetişmişti ki bu şehir çok önemli bir dinî kültür merkeziydi, birçok büyük mutasavvıf oradan neşet etmiştir: Tabakâtü’s-sûfiyye yazarı Ebû Abdurrahmân es-Sülemî, Tezkiretü’l-evliyâ müellifi Ferîdüddîn el-Attâr ve daha nice değerli zât... Bizim Hacı Bektâş-ı Velî’miz de orada doğup sonra Anadolu’ya gelmiştir.


    Nasrâbâdî, zamanın -ilim ve hal yönünden- en gözde meşâyihindendi; çeşitli dinî ilimlerde engin bilgisiyle temayüz etmişti. Siyer, tarih ve tasavvuf ilimlerine vâkıf idi; ayrıca çok hadîs-i şerîf yazmış ve rivayet etmiş sika (güvenilir) bir hadis alimi olarak tanınmıştı.


    Tasavvufun aslı, esasları hakkındaki sözlerini sunuyoruz:2

    1. Tasavvufun aslı, Kur’ân-ı Kerîm’e ve Resûlullah’ın (sas.) sünnetine sımsıkı sarılmaktır.


    2. Nefsanî arzuları ve bidatleri terk etmek...


    3. Mürşid ve mürebbi olan şeyhlere hürmet ve itina etmek... (Bu sevgi ve saygının mânevî ilerlemede taşıdığı ehemmiyeti kavramak; edepsizliğe düşüp feyiz ve terakkîden mahrum kalmamaya büyük önem vermek).


    4. Halkın cahilliğini, mazur olduğunu görüp kusurlarına bakmamak... (Hatalarını bağışlamak, onlara acıyıp şefkatli davranmak).


    5. Dostlar ve ihvan ile hoşça geçinmek... (Usulünce, edep dairesinde, fedakârlıkla, sabırla dostluk ve muaşeret eylemek).


    6. O dostların hizmetini görmek... (Onlara her hususta, malca, bedence yardımda gayretli olmak).


    7. Güzel huylulukla, iyi ahlâk ile amil olmaya çalışmak... (Huylarını düzeltmek, kötüleri bırakmak, iyileri tatbik etmek).


    8. Tarikatinin günlük evradına müdavim olmak... (Virdlerini, zikir ve tesbihlerini çekmeye devam etmek, ihmal ve tembellik yapmamak).


    9. Ruhsatlarla amel etmeyi, dinî ahkâmı tevillerle çığırından çıkarmayı bırakmaktır. Çünkü dindeki ruhsatlar zayıf müslümanlara gösterilen kolaylık ve hafifletmelerdir; yüksek himmetli olması şart koşulan dervişlere o gibi kolaylıklara temayül yakışmaz, dinin ahkâmını sabır ve tahammülle yerine getirmek, himmetli ve gayretli kimselerin şiarı olmak gerekir.


    Yüce Rabbimiz bizleri de sayılan bu güzel hasletlere sahip, özü sözüne uygun, himmetli, gayretli, şuurlu, sevimli, samimi, sabırlı, vefalı müslümanlardan eylesin. Âmîn, bi-hürmeti seyyidi’l-mürselîn ve âlihî ve sahbihî ve men tebi’ahû bi-ihsânin ecma’în.

  3. #3
    Yüzbaşı semsuri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28.Ocak.2009
    Mesajlar
    972
    Teşekkür
    0
    0 Mesajına 0 Teşekkür
    Tasavvuf, bütün müslümanların mecbûrî öğrenmesi gereken bir ilim dalıdır. Çünkü tasavvuf, nefsi terbiye konusunu işler. Nefs-i emmâre dediğimiz nefsi terbiye etmenin yollarını gösterir.
    (Kad efleha men zekkâhâ. Ve kad hâbe men dessâhâ.) ''Nefsini terbiye terbiye eden kimse kurtulmuş, onu fenâlıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır.'' diye, ahlâkı güzelleştirmek Kur'an-ı Kerim'de emrediliyor; bunun için şart...
    Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene,
    Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki,
    Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir
    Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir (şems 7-10)

    bu ayetlerden nasıl tasavvuf öğrenmenin şart olduğunu çıkardınız anlamadım

    ''Alim-i muhakkikler, peygamberlerin varisleridir.'' Onlar halkın irşâdıyla meşgul oluyorlar. Peygamber Efendimiz'e bey'at gerekli olduğu gibi, zamanındaki bey'at edilmesi gereken kimseyi de bulup, bey'at etmek herkese gerekiyor
    bir hadis bundan daha kötü saptırılamaz bu hadisde Alimlerin peygamberlerin varisleri olduğunu söylüyor burdan beyatı nasıl çıkardı, şeyhe uymayı nasıl çıkardı?vs vs...

    ...O zaman Allah'ın emrine, Kur'an'a uymak var da şu devirde yok mu?.. Şu devirde daha fazla muhtacız.

    Bu edepsizlikler, bu şuursuzluklar, bu terbiyesizlikler ondan oluyor. Hattâ müslümanlar camileri dolduruyor gibi görünüyor; tam müslüman olmamaları tasavvuf eksikliğinden... Eksik olan o malzeme... Tasavvuf olmadığından edepsiz... Tasavvuf olmadığından küstah... Tasavvuf olmadığından böyle...
    Tasavvuf sanki Allah'ın emriymiş gibi sunulmuş
    birde tam müslüman olmamaları tasavvufun eksikliğinden demiş yandık desene tasavvuf ehli olmayan tam müsküman değil o zaman?

    Onun için, tasavvuf sadece bizim ümmetimiz zamanında da değil, tâ Hazret-i Adem zamanından beri ilm-i ahvâlil kulûbdür; yâni, gönlün ahvalinin ilmidir. ''Allah insanların şekline, şemâiline, dışına bakmıyor; kalbine nazar ediyor.'' diye hadis-i şerif var... Nazargâh-ı ilâhî olan kalbi ıslah etme ve tanzim etme ilmidir. O bakımdan, farzlardan önce farzdır. Biz bunu dergilerimizde açıkladık.
    Tasavvuf olmadan olmaz. Yunus Emre de, Mevlânâ da, Sahabe-i Kiram da, tabiin de, tebe-i tabiin de, bu asrın insanı da, bundan sonraki kıyamete kadar insanlar da buna muhtaçtır
    yani neresinden tutsan dökülüyor Hz. Ademden beri varmış Farzlardan önce farzmış(!) Halbuki hangi farzların öncelikli olduğunu hadislerde açık bir şekilde beyan edilmiş....

    İbn-i Teymiye'yi ileri sürerler. İbn-i Teymiye'de Tasavvuf diye kitaplar bile neşredildi. İbn-i Teymiye tasavvufu reddetmiyor ki... Bazı bid'at ehli insanların yaptığı şeylerin sünnete uygun tasavvufa uymadığını söylemiş kitaplarında...
    İşin aslını böylece bilmek lâzım!..
    İbni Teymiyyenin Külliyatının ilk iki cildinde tasavvuf hakkındaki görüşlerini bulabilirsiniz
    İŞİN ASLINI KAYNAĞINDAN OKUMAK LAZIM






    Allah'ın huzuruna bir çocuk kadar saf çıkmak isterdim ( İbni Hazm )



  4. #4
    hamimnun
    Misafir
    allah aşkına el insaf diyorum burda farzdan öte farz tasavvuf içinmi deniyor lütfen iyi okuyun
    Nazargâh-ı ilâhî olan kalbi ıslah etme ve tanzim etme ilmidir. O bakımdan, farzlardan önce farzdır

    iyi analiz ederseniz manayı anlarsınız abdestsiz namaz kılınmaz değilmi nasılki maddi temizlik ve arınma ıslah etme tazim etme varsa manevi boyuttada vardır dolayısıyla farzın kabulu için bu farıza yerine gelmelidir...

  5. #5
    Yüzbaşı Fecir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.Nisan.2009
    Nereden
    el-aziz
    Yaş
    51
    Mesajlar
    765
    Teşekkür
    0
    0 Mesajına 0 Teşekkür
    HAYIR BEN ÖYLE DEĞİLİM.

    Ben nakşibendi yim,
    Ben kadri yim,
    Ben rufai yim,
    Ben mevlevi yim,
    Ben nurcu yum,
    Ben halveti yim,
    Ben süleymancı yım,
    Ben şazeli yim............................,Ben ALLAH c.c deyilen her yerdeyim.

    Ben mahmud hocaefendi ciyim,
    Ben es'ad hocaefendi ciğim,
    Ben said-i nurs-i ciyim
    Ben süleyman hilmi tunahan cıyım,
    Ben fethullah hocaefendi ciyim,
    Ben cübbeli hocaefendi ciğim
    Ben islamoğlu hocaefendi ciğim......................Ben ALLAH c.c diyen her kişinin yanındayım.

    KOŞULSUZ,ŞARTSIZ,RİYASIZ,ÇIKARSIZ BEN MÜSLÜMAN'IM ve HER TÜRLÜ MÜSLÜMAN'DAN YANAYIM.

    MÜSLÜMAN'A DOKUNMAM,
    MÜSLÜMAN'A DOKUNDURTMAM................. GÖZBEBEĞİMDİR.


    Ümmi Sinan der YARADAN
    Kaldır perdeyi aradan,
    Kurtar bizi bu yaradan,
    Al gönlümü SEN'den yana.

    ...


    benim için yeridir diye düşünüyorum..yani ben buyum..herkesinde böyle olmasını umuyorum..

  6. #6
    Yüzbaşı semsuri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28.Ocak.2009
    Mesajlar
    972
    Teşekkür
    0
    0 Mesajına 0 Teşekkür
    Nazargâh-ı ilâhî olan kalbi ıslah etme ve tanzim etme ilmidir. O bakımdan, farzlardan önce farzdır
    bu cümleden tasavvufun fazlardan önce olması gereken ilim olduğu çıkmıyor mu


    Allah'ın huzuruna bir çocuk kadar saf çıkmak isterdim ( İbni Hazm )



  7. #7
    hamimnun
    Misafir
    lütfen iyi okuyun lütfen anlamak istediğiniz gibi değil anlatılmak istendiği üzre okuyun farzlardan önce farz denmesi nazargahı ilahi olan kalbin tazimi ve ıslahı ıslah edilmemiş bir kalple yapılan hangi amel makbul olur sizce??

  8. #8
    Yüzbaşı semsuri - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28.Ocak.2009
    Mesajlar
    972
    Teşekkür
    0
    0 Mesajına 0 Teşekkür
    Siz mi öyle anlıyorsunuz yoksa yazının gerçek sahibi mi bunu ifade ediyor?
    isterseniz bir kez daha bakalım
    Onun için, tasavvuf sadece bizim ümmetimiz zamanında da değil, tâ Hazret-i Adem zamanından beri ilm-i ahvâlil kulûbdür; yâni, gönlün ahvalinin ilmidir. ''Allah insanların şekline, şemâiline, dışına bakmıyor; kalbine nazar ediyor.'' diye hadis-i şerif var... Nazargâh-ı ilâhî olan kalbi ıslah etme ve tanzim etme ilmidir. O bakımdan, farzlardan önce farzdır. Biz bunu dergilerimizde açıkladık.
    sizce burdan sizin dediğiniz anlam mı çıkıyor
    Kişinin imandan sonra ilk hesaba çekileceği şey namazdır ve insanlar kalbinden geçen kötü düşünceler yüzünden hesaba çekilmez

    ayrıca diğer sorularımada cevap verirseniz....


    Allah'ın huzuruna bir çocuk kadar saf çıkmak isterdim ( İbni Hazm )



  9. #9
    Jerusalem
    Misafir
    Tasavvuf sanki Allah'ın emriymiş gibi sunulmuş
    birde tam müslüman olmamaları tasavvufun eksikliğinden demiş yandık desene tasavvuf ehli olmayan tam müsküman değil o zaman?
    sana görede ehlitarikat, müslüman değil o zaman öylemi oluyor .

    Tarîkat, hakîkate giden bir yol olmakla beraber, tek yol değildir. Bütün hak tarikatlar, esaslarını Kur’ândan almışlardır ve yine İnsanın illa da bir tarikata bir cemaate girmesi, bir şeyhe intisap etmesi şart değildir. Bir tarikat şeyhine veya cemaate bağlı değilse, islamiyeti yaşayamaz diye iddiada bulunmak doğru değildir.

  10. #10
    Er metinsalim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28.Şubat.2010
    Yaş
    39
    Mesajlar
    2
    Teşekkür
    0
    0 Mesajına 0 Teşekkür
    Alıntı hamimnun Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    İSLAM DERGİSİ BAŞMAKALELERİ
    Tasavvufun Aslı
    Aralık 1983

    Mahmud Esad COŞAN


    Tasavvuf, ahlâk ilmidir; nefsi terbiye ilmidir; Allahu Teâlâ’yı dosdoğru bilip (ki buna mârifetullah denir), O’na rızasına uygun, hâlisâne kulluk etme ilmidir. Binâenaleyh ilimlerin en şereflisi ve İslâm’ın özü, hakikatidir. Zaten de bu sebepten sevilmiş, saygı görmüş, yayılmış ve günümüze kadar dipdiri gelmiştir.


    Bugün içte ve dışta birçok tasavvuf muhibbi, derviş ve sufi görüyor, çeşit çeşit tarikat ve meşrepler tanıyoruz. Avrupa ve Amerika’da da tasavvufa karşı büyük ilgi duyuluyor. Müslüman olan bazı Garplıların, bir tarikate bağlanmayı da ihmal etmediğini, hatta ismine “Sûfî” lakabını eklediğini ve bununla iftihar eylediğini duyuyoruz.


    Acaba bu kadar çeşidi görülen tasavvufun en doğrusu hangisidir; aslı, kökü, esası nedir?

    Sık sık sorulan ve cidden merak edilen bu hususu açıklığa kavuşturmak için ana kaynağına başvurmalıyız. Doğru cevabı, İslâm’ın özünün unutulduğu, dinî ve mânevî konulardaki cehaletin yaygınlaştığı, istismarcı ve sahtekârların çoğaldığı, bilen bilmeyen herkesin ileri geri konuştuğu, buhranlarla dolu çağımızdan değil; İslâmî ilimlerin zirvede olduğu, “taklit”in değil, “tahkik”in hâkim bulunduğu, “batıl”ın sinip silindiği, “hakikat” güneşinin pırıl pırıl parladığı ilk devirlerden çıkarmaya çalışmalıyız. Bu konuda, gerçek mutasavvıfları, mânevî hayatın liderleri olan yüksek şahsiyetleri, evliyâullahı, büyük mürşidleri, herkesin saydığı, dinî ilimleri hakkıyla bilen ciddi alimleri delil getirmeliyiz.


    Biz bu yazımızda, işte böyle yüksek şahsiyetlerden biri olan Ebû’l-Kâsım İbrahim en-Nasrâbâdî’nin, bu mevzu üzerindeki görüşlerini okuyucularımıza arz etmek istiyoruz.


    Mezkûr Ebû’l-Kâsım İbrahim en-Nasrâbâdî tasavvuf sahasının meşhur ve mâruf simalarından biri olup, 367 (977-978) senesinde Mekke-i Mükerreme’de mücavir iken vefat eylemişti. Aslında Horasan’ın Nîşâbur şehrinde doğmuş ve yetişmişti ki bu şehir çok önemli bir dinî kültür merkeziydi, birçok büyük mutasavvıf oradan neşet etmiştir: Tabakâtü’s-sûfiyye yazarı Ebû Abdurrahmân es-Sülemî, Tezkiretü’l-evliyâ müellifi Ferîdüddîn el-Attâr ve daha nice değerli zât... Bizim Hacı Bektâş-ı Velî’miz de orada doğup sonra Anadolu’ya gelmiştir.


    Nasrâbâdî, zamanın -ilim ve hal yönünden- en gözde meşâyihindendi; çeşitli dinî ilimlerde engin bilgisiyle temayüz etmişti. Siyer, tarih ve tasavvuf ilimlerine vâkıf idi; ayrıca çok hadîs-i şerîf yazmış ve rivayet etmiş sika (güvenilir) bir hadis alimi olarak tanınmıştı.


    Tasavvufun aslı, esasları hakkındaki sözlerini sunuyoruz:2

    1. Tasavvufun aslı, Kur’ân-ı Kerîm’e ve Resûlullah’ın (sas.) sünnetine sımsıkı sarılmaktır.


    2. Nefsanî arzuları ve bidatleri terk etmek...


    3. Mürşid ve mürebbi olan şeyhlere hürmet ve itina etmek... (Bu sevgi ve saygının mânevî ilerlemede taşıdığı ehemmiyeti kavramak; edepsizliğe düşüp feyiz ve terakkîden mahrum kalmamaya büyük önem vermek).


    4. Halkın cahilliğini, mazur olduğunu görüp kusurlarına bakmamak... (Hatalarını bağışlamak, onlara acıyıp şefkatli davranmak).


    5. Dostlar ve ihvan ile hoşça geçinmek... (Usulünce, edep dairesinde, fedakârlıkla, sabırla dostluk ve muaşeret eylemek).


    6. O dostların hizmetini görmek... (Onlara her hususta, malca, bedence yardımda gayretli olmak).


    7. Güzel huylulukla, iyi ahlâk ile amil olmaya çalışmak... (Huylarını düzeltmek, kötüleri bırakmak, iyileri tatbik etmek).


    8. Tarikatinin günlük evradına müdavim olmak... (Virdlerini, zikir ve tesbihlerini çekmeye devam etmek, ihmal ve tembellik yapmamak).


    9. Ruhsatlarla amel etmeyi, dinî ahkâmı tevillerle çığırından çıkarmayı bırakmaktır. Çünkü dindeki ruhsatlar zayıf müslümanlara gösterilen kolaylık ve hafifletmelerdir; yüksek himmetli olması şart koşulan dervişlere o gibi kolaylıklara temayül yakışmaz, dinin ahkâmını sabır ve tahammülle yerine getirmek, himmetli ve gayretli kimselerin şiarı olmak gerekir.


    Yüce Rabbimiz bizleri de sayılan bu güzel hasletlere sahip, özü sözüne uygun, himmetli, gayretli, şuurlu, sevimli, samimi, sabırlı, vefalı müslümanlardan eylesin. Âmîn, bi-hürmeti seyyidi’l-mürselîn ve âlihî ve sahbihî ve men tebi’ahû bi-ihsânin ecma’în.
    Güzel huylulukla, iyi ahlâk ile amil olmaya çalışmak... (Huylarını düzeltmek, kötüleri bırakmak, iyileri tatbik etmek).

    Tarikata veya cemaate bağlı olmak şart değil ben kendim 5 yıldır bunu tek başıma başarmaya çalışıyorum ama...
    (yukarda adı geçen tarikatlar cemaatlerin bir çoğu içinde bulundum sohbetlerine derslerine devam ettim ediyorum)
    açıkça söyleyebilirm hiçbirinde bir baskı zorlama yanlış diye kendi kendime bile yorumlayabileceğim bir durumla hiç karşılaşmadım .Tek başına bir yere kadar gidebiliyorsunuz mutlaka tıkandığınız akıl erdiremediğiniz bir yer oluyor işte burada size yardımcı oluyor yaptığınız öğrendiğiniz bi çok şeyi eksik veya hatalı bir şekilde yaptığınızı öğreniyorsunuz düzeltme imkanı buluyorsunuz.
    islamiyeti dininizi tek başınıza öğrenip yaşabilirsiniz ama zor bunu kendi adıma diyorum şu an ben hiçbir tarikat şeyhine veya cemaate bağlı değilim ama artık gönlüme en yakın olan birinin yolundan gitmenin uygun olduğunu düşünüyorum.

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Cevap: 4
    Son Mesaj : 26.Temmuz.2010, 14:39
  2. İslamda İdeolojilere yer varmıdır ?
    Konu Sahibi Futbolcu Forum Soru-Cevap
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 29.Haziran.2010, 11:49
  3. İslam'da Bekarlık Varmıdır?
    Konu Sahibi zzzz Forum Soru-Cevap
    Cevap: 23
    Son Mesaj : 17.Mart.2010, 21:31
  4. Imkansız diye birşey varmıdır?
    Konu Sahibi Esma92 Forum Soru-Cevap
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 17.Aralık.2009, 00:38
  5. islamda kadının boşanma yetkisi varmıdır
    Konu Sahibi Fuzuli Forum İslam'da Aile
    Cevap: 7
    Son Mesaj : 04.Ekim.2009, 10:36

Bu Konuyu Okuyan Üye(ler) : 13

Bu Konu için Etiketler

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •