Merhum Namık Kemal Bey anlatıyor; "Geçenlerde Fatih Sultan Mehmed'e dair bir araştırma yaptım. Şöyle bir vesikayla karşılaştım:
Sultan Murad, yani Fatih'in babası, oğlunda, küçük yaşında iken bir fevkalâdelik görmüş. Hususi hocalar tutarak yetiştirmek istemiş. Zamanın âlim, arif, mutemed zatlarından, oğluna ders aldırmaya başlamış.
Bu hocaefendiler arasında bulunan meşhur Molla Gürani ile Fatih arasında geçen bir hâdise benim gözümü korkuttu. "Böyle kimselerin tarih-i hayatı nasıl yazılır?" diye endişeye kapıldım.
Şehzadenin hocaları da, bizim halkın evlâdını hocalara teslim ederken dediği gibi: Eti senin, kemiği benim, usulüyle tam selahiyetle ve sahiplenerek Fatih'in talim ve terbiyesiyle meşgul olmaya başlamışlar.
Bir gün Şehzade yatsıdan sonra Molla Güranî'den ders okuyup, yatmak için odasına çekilmiş. Fakat hocası, gece teheccüd namazına kalktığında, onun odasındaki ışığın yandığını görmüş ve meraklanarak kapısına gitmiş, çalmış.
"Hayırdır inşaallah şehzadem, rahatsız mısınız?" diye sorunca, Fatih'ten:
"Hayır hocam, iyiyim, uykum gelmedi, ders çalışıyorum" cevabını almış.
"Girebilir miyim?" deyip; buyurun denilince, odaya girmiş ve bakmış ki, yatağın üzerinde, yerde, rahlesinin üzerinde derse ait olmayan, haritalar, resimler, plan gibi şeyler var.
Bunların ne olduğunu sorunca, Fatih; bunun bir sır olarak kalması şartıyla söyleyebileceğini şart koşmuş. Sözü alınca şöyle demiş:
"Hocam, sahabe-i kiramdan beri, Müslümanlar tarafından, Konstantinopolis kuşatılır da niçin alınamaz? Fethetmek için ne yapmak lâzımdır? Hatırıma bazı şeyler geldi onları kaydettim. Plan müsveddeleri yapıyorum..."
Bunun üzerine Molla Güranî, der ki:
"Şehzadem, Peygamber-i Zışân'ın müjdelediği o mübarek şehri fethedecek kumandanın, talebem olması, benim için de bir şereftir... Fakat bu fethi müjdeleyen zat, Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellemdir. Peygamberdir. Demek ki; Allah'ın vahyini tebliğ eden bir insandır.
"Binaenaleyh, Allah'ın vahyi ve emri ile hareket eden, konu-şan, söyleyen bu büyük insan, câhil bir insanı medhetmez.
"Mısır, Şam, Yemen, bütün iklimler alındığı gibi, le-tuftehunne'l-Kostantiniyyetu,Konstantîniyye şehri de fetholunacak; ve le-ni'me'l-emîru emîruha ve le-ni'me'l-ceyşu zâlike'l-ceyş... Onu fetheden ordu ne güzel ordudur ve o ordunun kumandanı ne güzel kumandandır...
"Câhil bir kumandana, Peygamber-i Zîşan, ne güzel kumandan, demez. Böyle bir kumandan da zaten o fethe muvaffak olamaz.
"Demek ki, şehzadem, şimdi ders yerine bu fikir ve planlarla uğraşırsan, tahsilin yarım kalır. Hem ilmin tamam olmaz, hem de fethe nail olamazsın. Onun için, inşaallah, şimdi başladığımız dersleri bitirelim, icazetnamelerini al; bu işlere ondan sonra muvaffak olursun."
Hocası Molla Güranî'nin bu akilane, arifane, müdebbirane sözleri üzerine, Şehzade Fatih de, karaladığı kâğıtları ortadan kaldırır ve ilim tahsiline devam eder... Sonrası malum...
İşte Molla Güranî'den nakledilen bu hadise, o zatların şahsiyetleri üzerinde yazılacak bir tarihçe-i hayatın güçlüğü hakkında benim gözümü korkuttu."
Ali Ulvi Kurucu
Hatıralar: 2
Kaynak Yayınla