Günümüz dünyası, propaganda ve iletişim dünyasıdır. Günümüzde propaganda, düşüncelerin savaşında belirleyici rol ifa eder. Dünya genelinde faaliyet yürüten binlerce radyo televizyon kanalı, onlarca telekomünikasyon uydusu, film ve müzik stüdyoları, yüzbinlerce internet sitesi ve sonsuz sayıda kitap, dergi ve gazete, hepsi, düşüncelerin karşı karşıya geldiği arenalardır.
Tebliğ, bildirmek ve ulaştırmak anlamına gelir ve tebliğ fiilinin esas gayesi belli bir amaç doğrultusunda başkalarının düşünce veya davranışlarını etkileme yolunda sarf edilen hesaplı çabadan ibaret olduğu söylenebilir.
Gerçekte her ekol ve düşüncenin toplum için bir mesajı vardır ve insanları bu mesajı kabul etmeye davet eder ve bu yolda, o ekolün veya düşüncenin temel amaçlarına uygun olan çeşitli yöntemlere başvurur.
Tebliğ tarihi, insanların yeryüzündeki ömrü kadar eskidir ve semavi peygamberlerin en önemli ve en temel görev ve programlarından biri olmuştur. Peygamberlerin davetinde tebliğin kendine özgü özellikleri söz konusudur ve bu özellikleri tanımak bizlere yaşadığımız çağda yol gösterebilir.
Yüce Allah Kuran-ı Kerim’in Nahl suresinin 36. ayetinin bir bölümünde her ümmetin arasından, yegâne Rabbimize tapmak ve tağuttan kaçınmak için bir resul seçtiğini buyurur. Tüm semavi peygamberler, Hz. Âdem’den İslam Peygamberi ’ne (sav) kadar, insanları cehalet karanlığından bilim nuruna hidayet etmek ve zulüm ve şekavetten adalet ve keramete ulaştırmak ve en önemlisi, putlara tapmak yerine Allah’a tapmaya yöneltmek üzere yüce Allah tarafından seçilmiştir.
Semavi peygamberlerin tebliğ özellikleri ve yöntemleri tarih boyunca engebeli bir yolu geride bırakmış ve çeşitli dönemlerde tebliğ yöntemlerinin farklı olduğu anlaşılmıştır. Çünkü gerçekte semavi peygamberler farklı dönemlerde gönderilmiş ve ümmetler de tarih boyunca farklı sorunlar, geresiminler ve yaklaşımlarla uğraşmıştır. Din açısından tebliğ, ilahi saikler ve insanları hidayete erdirme aşkı gibi amaçlar doğrultusunda gerçekleşmiştir.
İslam dinine göre tebliğin eğitici özelliği söz konusudur ve batının propaganda sistemleri gibi insanları sapkınlığa sürüklemek yerine, onları yüce manevi mevkilere ulaşmakta yardımcı olmak için takip edilen bir süreçtir. Dolaysıyla İslam dininde tebliğ, tezkiye, takva, talim ve terbiye, emri maruf ve nahyi münkir ve iyi vaazlarla birliktedir. Kuşkusuz bu tür bir tebliğ ancak kendisi hidayete ermiş birinden beklenebilir.
Bir başka ifade ile semavi mesajı taşıyan veya tebliğ eden kimse, bu emaneti hiç eksiltmeden veya arttırmadan muhatabına ulaştırabilecek düzeyde insani kemale ermiş olması gerekir.
Yüce Allah İslam Peygamber’inin (sav) davetini insanların hayat kaynağı olarak görüyor ve Enfal suresinin 24. ayetinde bu davetin müminlerin ruhunu canlandırmak için olduğunu buyuruyor. Kuran-ı Kerim’e göre bir insanı hidayete erdirmek, onu yeniden canlandırmak gibidir.
İslam peygamberi (sav) tebliğ ve davetinin önemini beyan ederken Hz. Ali’ye (sa) hitaben şöyle diyor: Ey Ali, eğer Rabbim senin elinle bir insanı hidayete erdirecek olursa bu, üzerine güneş ışınları düşen her şeyden daha iyidir.
Gerçekte güneş hayat kaynağıdır ve Allah resulü (sav) bu güzel benzetmede insanları hidayete erdirmenin ve kalplerini aydınlatmanın hatta dünyayı aydınlatan ve ısıtan güneşin ışınlarından daha üstün olduğunu beyan ediyor.
Birçok tarihçinin de itiraf ettiği üzere İslam Peygamber’inin (sav) Hicaz yarımadasında bisati, oldukça büyük ve etkili bir hadise idi. Çünkü bu fevkalade olayın sonucunda cahiliye döneminin Araplarla zilletin derinliklerinden izzetin zirvesine çıktı.
Gerçekte İslam Peygamberini (sav) tek başına kıyam eden ve cahil bir toplumu karanlıktan ve heba olmaktan kurtaran başarılı bir tebliğin en güzel örneği olarak ifade edebiliriz. İslam Peygamber’inin görevi çok ağırdı, çünkü nerdeyse yok olmak üzere olan bir toplumla karşı karşıya idi.
Hz. Ali’nin (sa) o dönemin toplumundan verdiği tanım, Allah Resulü ’nün (sav) görevinin ne denli zor olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Hz. Ali (s.a) şöyle diyor:
Yüce Allah Muhammed’i (sav) dünya halkını sakındıran ve vahiy ve kitabının, yani Kuran-ı Kerim’in emini olarak mebus etti ve siz Araplar, en kötü inançlara sahip ve en alçak yerlerde yaşıyordunuz. Çöllerde ve yılanların arasında yaşıyordunuz, lağımlı sulardan içiyor ve sert yiyeceklerle besleniyor ve bir birinizin kanını akıtıyor ve yakınlarınızdan kaçınıyordunuz. Aranızda putlar hâkimdi ve günahtan sakınmıyordunuz.
İslam Peygamber’inin (sav) bisati döneminde Arapların yaratan ve mead ile ilgili düşünceleri hurafe ve efsanelere dayalıydı. O dönemde Arapların arasında yapıcı bilim ve düşünceden hiç bir iz yoktu ve çoğu okuma yazma nimetinden yoksundur. Kadınların bu toplumda hiç bir yeri ve konumu yoktu ve kız doğan bebekler diri diri gömülüyordu.
Peki, Hz. Muhammed (sav) bu tehlikeli ve aşılmaz yolu nasıl geride bıraktı ve cahiliye döneminde yaşayan bu insanların kalbini kısa sürede fethetmeyi başardı?
İslam Peygamber’inin (sav) tebliğ yöntemlerini beyan etmeden önce o hazretin tebliğ anlayışının önemli özelliklerine değinmek gerekir.
Allah Resulü ‘nün (sav) tebliğinin en önemli özelliği, o hazretin mesajının içeriğiydi. Eğer İslam Peygamber’inin (sav) mesajının içeriği bu özelliklere salip olmasaydı, hatta şartlar elverişli olsa bile tebliğ ve çağrının sonuçsuz kalacağı kesindir.
İslam peygamberi (sav) mesajını mantık ve delillere dayanarak beyan ediyordu, çünkü din maarifi akla dayalıydı ve zihinlerde var olan soru işaretleri ve muğlaklıkları gideriyordu.
İslam Peygamber’inin (sav) daveti, akılcılık ilkesine dayanıyordu ve bu yüzden hiç bir akl-i selim bu daveti, cahillik veya inat yüzünden olmadığı takdirde, kabul etmeyi reddedemiyordu.
Öte yandan İslam Peygamber’inin (sav) beyan ettikleri konuların ispat edilebilme özelliği, kendi başına hak davetinin kabul görmesine yardımcı oluyordu. Nitekim yüce Allah Yusuf suresinin 108. ayetinde peygamberine hitaben şöyle buyuruyordu:
Resulüm!) De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim Bu ayet dini kabul etmenin bilinçsiz bir taklit veya geçici bir duygudan kaynaklanmadığını ve Allah resulü (sav) insanları bilinçli olarak Allah’a davet ettiğini gösteriyor.
İslam Peygamber’inin (sav) davetinde göze çarpan bir başka özellik, davetin yüce ruhi ve ahlaki eğilimlerle uyumlu olmasıydı. Allah resulü (sav) adalet, insan severlik, kardeşlik ve fedakârlık gibi ilkelere vurgu yapıyor ve insanları zulüm, kin, yalan ve düşmanlıktan sakındırıyordu.
İslam peygamberi (sav) insanların fıtratını, üzerini cahillik ve hurafe tozu kaplayan bazı gerçeklere yöneltti. Aslında muhataplar da Allah resulü ’nün (sav) söylediklerine yabancı değildir ve bu uyum, yani dinin mesajı ile insanların fıtri ve doğal gereksinimlerinin uyumlu olması, sadece akılları değil, insanların ruhunu da fethetmesine vesile oldu.
İslam peygamberi (sav) yaşadığı toplumun durumu, kriterleri ve değerlerinden haberdardı. Bu yüzden o hazret söyleyecekleri için uygun bir zemin hazırlamayı başardı. Buna göre İslam Peygamber’inin (sav) tüm gruplar ve kesimlere yönelik izlediği yöntem aynı değildi ve her grubu veya kişiyi özel bir yöntemle davet ediyordu. Örneğin kitap ehli olanlara karşı semavi dinlerin ortak yönlerine vurgu yaparken, kâfirlerle karşılaştığında onları ilahi ayetleri düşünmeye davet ediyordu.
Allah’a ve maada iman, insanları dünya ahret gerçek hayata yöneltmek, adaleti inşa etmek, insanların arasındaki ihtilafları gidermek, zulüm, fesat ve ayrımcılıkla mücadele etmek, gönülleri fetheden İslam Peygamber’inin (sav) mesajının cazibeleriydi.
Konumları ve muhatapları doğru tespit etmek, dini kabul etmekte zorlamadan kaçınmak, Peygamber efendimizin bireysel ve sosyal ahlakı ve hicret gibi mücadele taktikleri, Allah Resulü’nün (sav) tebliğ yöntemlerinden bazılarıydı ki bunu da bir sonraki bölümde konuşacağız.
http://www.miractv.com/yazarlar/hate...%C3%B6ntemleri