Naile yalnız kalmıştı. Hayat arkadaşını, dava arkadaşını kaybetmişti. Metanetle durmaya çalışıyordu. O gün, halka konuşma yapmıştı. Eşinin hayâsını, edebini, imanını ve davasını insanlara bir kez daha anlatmıştı. Bir kez daha seslenmişti yüreklere. Yanlışlarını dile dökmüştü.
Allah’ın adıyla... Selam olsun İslam davası için can verenlere ve bu uğurda mücadele edip şehadet arzusuna kavuşamayan mü’min ve mü’minelere!

Naile Binti Ferafisa...

Resulullah (SAV)’in göz bebekleri olan iki kızının vefatından sonra hayâ ve edep timsali olan Hz. Osman ile evlenme şerefine ulaşan hanım sahabe…

Yüce bir şehidin kendisi kadar azize olan eşidir Naile (r.anha). Hz. Osman’a ve onun davasına sadık kalıp bu uğurda parmaklarını kaybeden kahraman bir hanımdır. Asiler tarafından evi muhasara altına alınan Hz. Osman’ı yalnız bırakmamış, son ana kadar da ona destek olmuştur. Evinin içine giren kendinden geçmiş kişilere nezaketle güzel kelam ile direnen, sözü müessir, ifadesi güçlü, lisanı fasih bir hatipti Naile. Kendisine saygı duyulan, zeki, anlayışlı, yufka yürekli, şair bir hanımdı. Şehadeti arzulayan bir yürekle kendini siper etmişti eşi Hz. Osman’a. Ancak arzuladığı şehadete kavuşamamıştı, yalnız parmaklarını feda etmişti. Zaten her arzulayan içemezdi ki o şerbeti. İmtihan bu ya, kimi kavuşur kimi de sırasını bekler.

O, Beni Kelb Kabilesi’ne mensuptur. Hıristiyan bir aileden gelmiştir. Babasının adı Ferafisa b. El- Ahvas’tır. Üstün zekâsıyla son din ve son peygamberi araştırıp kalbini tatmin eden din olarak kabul etmişti İslam’ı. Babası, Hristiyan olmasına rağmen onu dininden döndürmeye çalışmamış ve ona karşı çıkmamıştır. Aynı zamanda her iki kızının da Müslüman kişilerle evlenmelerine izin vermiştir.

Birinci kızı Hind, Kufe valisi Said ibni As ile; ikinci kızı Naile (r.anha) da Resulullah’ın damadı ve Müslümanların üçüncü halifesi Hz. Osman ile evlendiler.

Evlilikleri şöyle gelişti: Kufe valisi olan Said bin As’ın, Ferafisa’nın kızı ile evlendiğini duyan Hz. Osman ona şöyle bir mektup yazmıştı: “Duydum ki Beni Kelb Kabilesi’nden bir kızla evlenmişsin. Onun nesebi ve huyu hakkında bana bilgi veresin.” Vali de cevaben ona şöyle yazmıştı: “Aldığım kız Ferafisa bin el- Ahvas’ın kızıdır. Hristiyan bir aile ocağında yetişmiş, sonradan Müslüman olmuştur. Zeki, görgülü ve güzel ahlaklı bir hanımdır.” Mektubu alan Hz. Osman kız kardeşi olması halinde onu kendisine istemesini talep eder ve onu vekil kılar. Said, kayınpederine haber gönderir ve Hz. Osman’ın kızı Naile’ye talip olduğunu belirtir. Babası hiç tereddüt etmeden kız kardeşini evlendirmesi için oğlu Dabb’ı vekil tayin eder.

Henüz çok genç ve güzel olan bu hanım, yaşlı biriyle evleneceğini öğrenince kararsız kalmıştı. Ancak Hz. Osman’ın soylu, şerefli ve en önemlisi de cennetle müjdelenmiş bir sahabe olması bu teklifi kabul etmesine vesile olmuştu. Kardeşi Dabb ile Medine-i Münevvere’ye Hz. Osman’ın evine gelmişti.

Bu küçük hanımı en güzel şekilde ağırlayan Hz. Osman, onu karşısındaki mindere oturtup onunla sohbet etti. Onun güzel ahlakından ve güzel konuşmasından hoşnut kalmıştı. Naile vefakâr ve fedakâr bir hanımdı. Kocasına karşı hürmette ve hizmette kusur etmiyordu. Fitne dolu günlerde kocasının en büyük destekçisi ve danışmanıydı.

Gözü dönmüş kişiler tarafından kuşatılan evlerinde Rablerine sığınmış ve birbirlerini yalnız bırakmamışlardır. Evlerine dalkılıç giren hainlerin karşısına dikilmiştir. Eşini korumak için üzerine kapanmış ve parmaklarını kaybetmiştir.

Muhasara gününü şöyle anlatır Naile (r.anha): “Evimiz muhasara altına alındığı gün Osman oruçluydu. İftar zamanı gelince onlardan su istedi. Onlar kirli suyu olan kuyuyu işaretle ‘Git oradan su iç’ diyerek dalga geçtiler. O akşam da susuz ve aç kaldı Osman. Ertesi günü evlerine gelen komşularından su istedi. Onlar su almaya giderken Emirü’l Mü’minin azıcık uyuklamıştı. Uykudan kalkınca şöyle dedi: ‘Kavmim beni öldürecek.’ Ben de dedim ki: ‘Asla! İnşallah bu arzularına ulaşamayacaklar. İstediklerini yapamayacaklar. Şüphesiz senin halkın seni gözetir, korur.’ Osman tekrar buyurdu ki: Rüyamda Rasulullah’ı, Ebu Bekir ve Ömer’i gördüm, dediler ki: Bu gece iftarı yanımızda açarsın.” (Ahmed bin Hanbel, I,73)

Naile (r.anha) sözü müessir bir hatipti. İfadeleri güçlü, tesirli idi. O, Hazreti Osman’ın evi kuşatıldığında asilere şöyle demişti: “Siz onu öldürmek mi istiyorsunuz? Size şunu söyleyeyim de artık onu ister öldürün, ister bırakın. O bütün geceyi, bir tek rekâtla ihya eder ve o rekâtta bütün Kur’an’ı hatmeder.”

Bu sözüyle o, kocasının edep ve hayâ sahibi, Kur’an dostu, faziletli bir insan olduğunu tasdik ediyordu. Ancak ‘bazı kalpler taştan da katıdır’ der ya âlemlerin Rabbi. İşte öyle bir kalbe bürünmüştü asilerin kalbi. Tesir etmemişti hiçbir kelam. Tesir etmemişti hiçbir ayet. Ve şehit etmiştiler müminlerin emirini.

Naile yalnız kalmıştı. Hayat arkadaşını, dava arkadaşını kaybetmişti. Metanetle durmaya çalışıyordu. O gün halka konuşma yapmıştı. Eşinin hayâsını, edebini, imanını ve davasını insanlara bir kez daha anlatmıştı. Bir kez daha seslenmişti yüreklere. Yanlışlarını dile dökmüştü. Muaviye, bu müctehid kadının büyüklüğünü görmüş ve zevcesi olması için talepte bulunmuştu. Naile (r.anha) teklifi reddederek “Osman’ın bende muttali olduğu şeylerden başka hiçbir kimsenin muttali olmasını istemem.” demiş ve hayatının sonuna kadar kimseyle evlenmeyip dul yaşamıştır.

Naile (r.anha)’nın hayatı hakkında fazla bir bilgiye sahip değiliz. Kaynaklarda ne zaman ve nerede vefat ettiği bulunmamaktadır. Rabbim kendisinden razı olsun ve cümlemizi onun vefakârlığından, sadakatinden hissedâr eylesin.(Amin)

Rüveyda Önen / Nisanur Dergisi